VARLIĞINLA YAŞAMAK/Osman TATLI
Varlığınla hayatıma ışık saçan, aydınladan bitanem,
Hayat yükünün altında ezilen, soluk alıp vermekte zorlanan ben; varlığınla, paylaşımlarınla, uzanan şefkatlı ellerinin saçlarımda gezinmesiyle boşluktan ve uçurumun kenarından gezinirken, ilkbaharın doğayı yeşilliğe, tazeliğe,toprak kokusuna, renkliliğe, canlılığa kavuşturması gibi sende beni boşluğumu sevgiyle, uçurumun kenarındaki avaraliğimi hayatın anlamıyla süsledin.
Acıların ruhumu esir ettiği bir zamanda ve hayallerimin karanlık denizlerde rotasız gezdiği bir zaman senin varlığın, ruhumun özgürlüğü, başıboş ve karanlık denizlerde gezinen bana kaptan ve pusula oldun.
Duyguların ve aklımın gel gitleriyle yorgun düşen, ne yapacağını bilmeyen, duyguların kaosu ve aklın dağınık ve ne isteğini bilmeyen kimliksiz hallerine sen varlığınla düzen verdin, huzur getirdin. Karamsarlığıma iyimserlik, katılaşan, sertleşen kalbime sevgi tohumları ektin.
Sürekli aynı düşüncelerin ve hayallerin – ki bunların çoğu hayattan kopuk ve anlamsızdılar- tekrarından ve bekleyişin getirdiği bıkkınlıklardan ve bunlarla monotolaşan, renksizleşen hayatıma, uykusuz gecelerin bitmez tükenmez dakikaların ızdırabına senin varlığınla son buldular. böylece azgın dalgalar, yerini durgunluğa bıraktı.
Senden önce hep senin varlığınla kendimi teselli ettim. Kokuşmayla başlayan, manasızlaşan hayatıma ve duyguların isyanından sen yanımda olmasan da varlığınla avutuyordum. Senin bir gün karşıma çıkma umudu beni hayata bağlıyordu. Sen olmasanda var ettiği hissiyat yetiyordu. Evet Yarım biri idim. Sen Yarımı tamamlayacaktın. Yarım olmak eksik yaşamaktı. Ve ben bunu fazlasıyla sıkıntısını yaşıyordum.
Gecelerim ve gündüzlerim senin varlığınla ayakta tutabiliyordum. Yarım olmak çoğu kere hayatı bana zindan ediyordu. Ama olsun bir gün karşıma çıkacak ve her şeye son verecektin. Bana bunu kalbim söylüyordu. “Sabır et. Biraz daha bekle,” diyordu. “Kendini salma, zamanı gelince ben sana söyleyeceğim, sen tereddüt etmeden elini uzatacaksın. O da sana elini uzatacak, bu uzun, ama kısa ayrılığa son vereceksin,” diyordu.
Aynen de öyle oldu. Bakışların kalbime, “işte beklediğin gün geldi” dedi. Kalbim çoşkudan, heyecandan kendini kaybetti. Dilim kilitlendi. Aklım durdu. Kendimi şaşkın balık sandım. Onca bekleyişten sonra karşımdaydın. Tutuldum. Bedenim tir tir titriyordu. Bakışların beni süzerken kaldım; bana “sakin ol” telkinlerinde bulunuyordu. “Seni tamamlayandır,” diyordu. Kendimi öylesine kaybetmişim ki, kalbimin sesini bile duyamaz olmuştum. Sarhoşluk denen şey böyle olsa gerek…
Bakışlarındaki ışıltı da kalbininde sana bir şeyler mırıldadığını söylüyordu. Belki de biz farkında olmadan kalplerimiz kendi aralarında sohbette bile dalmışlardır. Öyle olmuş ki, yakınlaşmamız için fazla zamana gerek kalmadı. Kalplerin ısınması bizi birbirimize hızlıca yaklaştırdı.
Böyle yarım olan hayatlar bütünleşerek, tek bir beden, tek bir ruh haline geldik.
Ondandır ki, her şeye rağmen sevgimiz solmuyor.
Ondan ki, her türlü olumsuzluklara karşın muhabettimiz bitmiyor.
Bütün aykıra seslere karşın biz daha çok kenetleniyoruz.
Aramıza atılan ayrılık tohumları, buzun suda erimesi gibi eriyip, kayboluyor.
Çünkü bizim kalplerimiz konuşuyor.
Kalpler konuştukça, dünya döndükçe biz birbirmize aittiz demektir.
Yazının Adresi: http://edebiyatgalerisi.net/2012/01/varliginla-yasamak.html/

























Son Yorumlar