YAZAR HAKKINDA
ECE DORSAY KİM?
03.01.1979 tarihinde Istanbul’da dogdu. Özel Notre Dame de Sion Fransiz Lisesi’ni bitirdi ve Bogaziçi Üniversitesi Ingiliz Dili ve Edebiyati Bölümü’nden mezun oldu. Sinema elestirmeni Atilla Dorsay’in kizi . Müzik tarzini alternatif ve pop rock olarak adlandiriyor. Akustik gitar, elektro gitar ve bas gitar çaliyor. Karikatür çizmek, yazi yazmak gibi farkli ugraslari var. 1997 yilinda Blue Jean dergisine U2'nun Selanik konserini yazdi. Superonline’in müzik sayfalarina müzik yazisi yazdi. 1996 yilinda stüdyoda kendi imkanlari ilk gerçek anlamdaki demosunu kaydetti.Manhattan Ice Dream En Iyi Sarki Yarismasi’nda ilk ona girdi. 2000 yilinda düzenlenen Roxy Müzik Günleri’nde finale kaldi. Fransiz Müzik Kanali MCM’in düzenledigi “Fete de la Musique” günlerinde çaldi. H2000 festivalinde hem 2000 hem 2002 yilinda Muse ile ayni gün main stage’de, Hayal Kahvesi, Bronx gibi birçok barda, üniversite senliklerinde sahne aldi. Mp3.com adli international bir müzik sitesine demo parçalarini koydu ve mp3.com un listelerinde demo parçalari, en tepeye yerlesti. Bu basarisi sayesinde basinda yer aldi. 2000 yilinda Universal ile anlasip, Tutkularin Pesinde ve Umut ve Korku Yolu adli 2 parça kaydetti. Solo gitarlari Yavuz Çetin çaldi. Tutkularin Pesinde adli demo, Alternatif adli karma bir albümde yer aldi. (Diger yer alan sanatcilar :Duman, Sebnem Ferah, Teoman gibi isimlerdi.) Avrupa’nin ünlü müzik dergisi “Guitarist” te sarkilariyla ilgili görüsler yer aldi. Amerika ve Avrupa’dan birçok sanatçi kendisiyle çalismasi için teklifte bulundu. Canada’li trip hop grubu Soma Sonic de bunlardan biri. 2002 yilinin Mayis basinda, Kum Saati adli ilk albümünü Universal’den çikardi. Albümde gitar da çaldi, sözlerin ve bestelerin tümü kendisine ait. Ilk klip Umut ve Korku Yolu adli parçaya çekildi. Albumun prodüktörlügünü Nezih Ünen, aranjörlügünü Artun Sürmeli yapti. Albüm 2001 yilinda kaydedildi ama ekonomik kriz yüzünden bir sene geç piyasaya çikti. Albümde, Kenan Dogulu’nun davulcusu Aydin Karabulut, Bulutsuzluk Özlemi’nin basçisi Demirhan Baylan, Mercury’den tanidigimiz gitarist Murat Çekem, Erdem Sökmen çaldi. Arif Mardin, Kum Saati albumu için “çok siirsel sözler” ve “çok farkli bir vokal” yorumunu yapmisti. Ece Dorsay, 2003 yazinda Londra M.I.’de bas gitar ve san egitimi aldi. Istanbul’da kisa bir süre Randy Esen’den san dersleri aldi. Ayni sene Kral TV 2003 ödüllerinde En Iyi Kadin Çikis dalinda aday gösterildi. Eylulist bar (Arnavutköy) ‘da ve Beatles Kafe’de (Taksim-Aga Cami yani) saglam bir dinleyici kitlesi kazandi. Radyo Kozmos (92.3) da her cuma 21:00 - 22:00 arasi Daginik Oda adli programda, canli yayinda kendi seçtigi parçalari çaldi. 2004 yazinda, Zülfü Livaneli’ye Hisar konserlerinde geri vokal yapti. Jeff Buckley, U2, Skin, PJ Harvey, Frank Sinatra,Morrissey, Victor Wooten, Mazhar Alanson, Nick Drake gibi farkli isimlerden etkilendi. Tarzini Elliot Smith, Damien Rice, Alanis Morissette, Ani Difranco, Mazhar Alanson gibi müziginde akustik gitari agirlikli olarak kullanan, tavirli sözler yazan isimlere yakin buluyor. Şehrin kaosu, Cohen hüznü ve Facebook hapishanesi…
Alışveriş merkezlerinden geçilmeyen şehrimde, eve bir şeyler almak için mecburen Migros’a gittim… Ama eve dönerken bitkindim. Yaya olduğum halde üzerime üzerime gelen jeep’lerden, sıra sıra dizilmiş ürünlerin parlak paketlerinden, borsacı tipli adamların bitmek bilmeyen öfkesinden, burası niye açılmış dedirten fitness salonlarının işkence aletlerine benzer iş makinelerinde terleyenlerden, hepsinden genel olarak boğulduğumu hissettim ve evden niye az çıktığımı tekrar anladım… Eve gelir gelmez Antony Hegarty’den Soft Black Stars’ı açtım ve derin bir nefes aldım… Tek kişilik dünyamdaki hüzün bile çok daha asil ve güzeldi…
Kendimi bildim bileli doğayı sevdiğim için, üniversitemin manzaralı kampüsü bile şehirden biraz olsun uzaklaşmama sebep oluyor. Beri yandan yaz konserleri bu sene ilaç gibi geldi. Özellikle Leonard Cohen’in beni adeta uçan halılarla, içimdeki engin diyarlara götüren melankolisi, şahit olduğum inanılmaz hisler listeme yazıldı bile… Hatta kalbime kazındı.
“In my secret life” adlı parçasını dinlemek için sabırsızlıkla nefesimi tutmuş beklerken birden parçaya yumuşak bir üslupla başlaması bu yazın unutulmaz anısıydı benim için. Bize masallar anlattı Cohen, hüzün bulvarının zarif kapılarını açtı, kırık kalplerde tamirat yaptı ve usulca selam vererek gitti. Aldığı bol alkış ve gördüğü büyük ilgi, seyirciye verdiklerinin yanında bir detaydı sadece… “Minik orkestram” derken ne kadar da mütevazıydi… Ama müzisyenlerini tek tek yücelterek sundu her birini… Şiirsel sözlerle de kısaca tanıttı hepsini… Harikaydı. Dizlerinin üstüne çöküp sanat eseri gibi duran Fas halılarının üstünde Hallelujah diyerek yarı küskün ve buruk seslenişi kalbimin en derin yerinde iz bıraktı. Jeff Buckley’i anma gecesinde Peyote sahnesinde gözlerimi kapatarak çalıp söylediğim ve hep bir ağızdan bana eşlik edilen Hallelujah performansımı tekrar yaşamış gibi hissettim. Bir masaldı Cohen konseri…
Üç saate yakın sürmesine rağmen tadı damağımızda kaldı. Müzik yolculuğumda, beni yarı yolda bırakan bazı “müzisyen”lerde bile asla göremediğim tevazuyu, bu kadar büyük sanatçılarda görünce neden “büyük” olduklarını daha iyi anlıyorum. Feyiz alınası… “There is a crack in everything that’s how the light gets in” derken tok sesiyle, derdimi özetledi asaletle…
Facebook, bu aralar tanıtım ve iletişim aracı olarak hem kafamı hem de vaktimi alt üst etmiş durumda… Güzel bir paylaşım sitesi olabilecekken, durdurulamaz bir video bombardımanı olması ve insanların artık yalnızca online haberleşmeye doğru kayması, iletişime faydadan çok zarar getirmeye başladı kanımca. Kişisel profil status’üne, anlık hislerini yazıp ilan etmek bazen bir haykırış gibi gözükse de çoğu kez dikkatlerden kaçan sığ bir sayıklamaya dönüşüyor. Her şeye rağmen, teknolojinin her ürünü gibi, doğru ve yerli yerinde kullanıldığında faydaları büyük. Özellikle duyuru yapmak, yeni işlerini tanıtmak isteyen sanatçılar, dernekler için… Tek problem, gerçek hayatta da olduğu gibi burada da art niyetli insanların uç düşünceleri adına ırkçı, faşist ve ayrımcı gruplar açması. Şiddet içeren grupları şikâyet etmek tek bir tıkla mümkün ama uzun süre sonuç alınamıyor. Duyduğum kadarıyla çok sayıda insanın, Facebook yönetimine şikâyette bulunması gerekiyor ki yıkıcı gruplar kapatılabilsin… Sonuç olarak insan psikolojisi faktörü, teknolojik ilerlemede bile karşımıza çıkıyor: Yapıcı insanların olduğu yerde teknoloji de bundan nasibini alıyor ve faydalı bir iletişim aracına dönüşüyor ama eğer art niyetli insanlar varsa, insanları birbirinden koparmak, bütünlüğü bozmak ve genç zihinlere zehri yaymak amacıyla teknoloji bir düşmana dönüşüyor. Ekşi sözlük örneğindeki gibi… Gerçek eleştiri değil öfke dolu kişisel hesaplar var. Kendime hep tekrarladığım gibi: Her şey dozunda kullanıldığı zaman güzel. Antik Yunan kültüründeki söz geliyor aklıma: “Golden Mean” yani “İdeal Ölçü”. Teknolojiyi yalnızca yapıcı işlere araç olarak kullanmak gerekli ama maalesef herkesin kapılıp gittiği bir şeye insan alışıveriyor, bazen farkında bile olmadan…
“Facebook’a gelsene sana acayip bir video yolladım” diyen arkadaşlarınız varsa onlardan ve anlık merakınızdan ihtiyatla sakınınız.
ECE DORSAYGiriş yap
ONLINE
1 Kullanıcı Bulunulan sayfa
Kullanıcı:: 1 Ziyaretçi-
Son Yazılar
Son Yorumlar
- SONBAHARA HAZIRLANIYOR YÜREĞİM… için AYSE AKDOGAN
- SONBAHARA HAZIRLANIYOR YÜREĞİM… için AYSE AKDOGAN
- SONBAHARA HAZIRLANIYOR YÜREĞİM… için AYSE AKDOGAN
- HAYAT/F.Nietzsche için Umut Salih Tiryakioglu
- “HEP BANA, RAB BANA” DİYE DİYE HUKUKU GUGUK YAPTILAR… için Aktaş (Homerotik)
Kategoriler
- Akgün Akgün Köşesi (48)
- Alıntı Eserler (299)
- Anekdotlar (25)
- Anı Yazılarınız (124)
- Atasözleri ve Deyimler (8)
- Atatürk Köşesi (92)
- Beyin Fırtınası (8)
- Bilimsel Araştırma Yazılarınız (64)
- Biyografiler (48)
- Çocuk Edebiyatı (27)
- Deneme (123)
- Divan Edebiyatı (17)
- Dünya Edebiyatı (29)
- Dünya Mizahı (2)
- Dünya Şair ve Yazarlarından Örnekler (15)
- Dünya Tarihi (4)
- Edebiyat Galerisi Net Şair/Yazarların Seçkileri (42)
- Eleştiri (187)
- Etkinlikler (58)
- Evlilik ve Aile (8)
- Fabl ve Alegori Hikayeleri (3)
- Felsefe (25)
- Fıkralar (61)
- Fotoğraf Sanatı (7)
- Genel (2015)
- Gezi Yazılarınız (85)
- Günlük (4)
- Günün Sözü (8)
- Haydi Sende Sor (1)
- Hisleriniz (108)
- İllerimizi Tanıyalım (9)
- Karikatür Dünyası (4)
- Kişisel Gelişim (22)
- Kitap Özetleri ve Eleştirileri (23)
- Kültür ve Sanat (22)
- Makale (74)
- Mektuplarınız (59)
- Mitoloji (21)
- Osmanlı Tarihi (7)
- Öykü (90)
- Özlü Sözler (44)
- Psikoloji (14)
- Roman (20)
- Röportaj (4)
- Sağlık Bilgileri (19)
- Sanat Tarihi (11)
- Şiir (2280)
- Sinema (31)
- Siteye Nasıl Yazı Yazabilirsiniz? (1)
- Söyleşi (37)
- Tiyatro (5)
- Türk Edebiyatı (121)
- Türk Mizahı (23)
- Türk Şair ve Yazarlarından Örnekler (33)
- Türk Tarihi (32)
- Türkçe ve Dilbilgisi (38)
- Yalnızlık Sözleri (8)
- Yarışma Eserleriniz (10)
- Yarışmada Derece Alan Eserleriniz (17)
- Yazarlarımızın Eserlerinden (1)
- Yerel ve Ulusal Basından Edebiyata Dair Haberler (33)
- Yönetim Duyuruları (180)
Arşivler
- Eylül 2010 (45)
- Ağustos 2010 (596)
- Temmuz 2010 (272)
- Haziran 2010 (309)
- Mayıs 2010 (285)
- Nisan 2010 (459)
- Mart 2010 (443)
- Şubat 2010 (662)
- Ocak 2010 (634)
- Aralık 2009 (418)
- Kasım 2009 (470)
- Ekim 2009 (246)
- Eylül 2009 (461)
- Ağustos 2009 (390)
- Temmuz 2009 (110)
Yazar arşivleri: Ece Dorsay
SANATÇI, ALINAN SATILAN BİR ÜRÜN DEĞİLDİR
8 SENE SONRA YENİ ALBÜMÜNÜ ÇIKARAN ECE DORSAY: Sanatçı, alınan satılan bir ürün değildir Sanatçı olmanın imajdan öte kendine özgü olmaktan geçtiğini söyleyen Ece Dorsay, “Sanatçı, alınan satılan bir ürün değildir” diyor: “Tabuları yıkan, düşüncelerini söylemekten korkmayan ama tüm bunları … Okumaya devam et
GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI DEĞİL KÖPRÜ YARATMALI…
Bugün içtenlikle itiraf edebilirim ne yazacağımı çok düşündüm…Garip bir hüzündü belki beni yazmaktan alıkoyan… Gökkuşağı konusunda uzun zamandır yazmak istiyordum. Filmlerden edebiyata, yaşamdan sanata yazacak o kadar çok şey var ki bu temada…. Pembe ile mavinin karışımı renk olan mor … Okumaya devam et
BAYAT SÖZLÜK MÜ GRAND LAROUSSE MU?
Sözlük konusunu tozlanmış raflara kaldırmıştım ki gazetenin dosya konusu olduğunu öğrendiğimde bir kelam etmeliyim diye düşündüm. Sözlük nedir? Aslında sözlük bilgi verme aracıdır. Tozlu sayfalara bakarak bir kelimenin manasını veya o kelime hakkındaki yan bilgileri aldığımız sahiden kutsal bir bilgi … Okumaya devam et
Ece Dorsay ve Sarphan Söyleşisi
Sarphan ve Ece Dorsay Ece Dorsay’ın ilk albümünü dinlediğimde henüz üniversiteye bile gitmeyen, lisenin yakınındaki markette sürekli olarak alternatif müzik albümleri arayan bir velettim. Kasetleri satın aldığım dükkandan kasetsiz çıkmak benim için büyük bir yenilgiydi. Bir şekilde keşfettiğim ilk albümün … Okumaya devam et
Roll Dergisine Buruk Veda
U2’dan sonra müziğe bakışımı şekillendiren ikinci isim Roll’dur. Evet Roll bir dergidir ama benim için bir rock grubu gibidir. Gibiydi demek istemiyorum çünkü içimdeki ses geri döneceklerini söylüyor, er ya da geç. 1996 yılının kasım ayında henüz 17 yaşımdayken elime … Okumaya devam et
KIRMIZI KARANLIK
/Ece Dorsay Kırmızı Karanlık Şarkı Sözü/ Adını koydum kırmızı karanlık mavi diye
Dibe Vurdum
Hassas bir kadınım bazen dünyaya karşı çok kırılgan Bazen asi bir erkeğim kontrolsüz öfke saçan Küçük yaramaz çocuğum Bir köşede saklanıp ağlayan Bazen yaşlı bir kadınım bilgece sessiz kalan Hepsi benim aynam seven ruhumdan yansıyan Binlerce rengim var gökkuşağımdan doğan … Okumaya devam et
‘SANSÜRE SANSÜR GELSİN’ DİYENLER EL KALDIRSIN!
Wikipedia’da sansür kelimesi şöyle açıklanıyor: Sansür, insan ifadesinin çeşitli yollarla kontrol altına alınmasıdır. Pek çok durumda hükümet tarafından uygulanır. En somut amacı toplumu korumak ve devletin üzerinde kontrol sağlayacağı şekilde geliştirmektir. Genellikle toplumu etkileyen durumlarda/eylemlerde uygulanır ve ifade özgürlüğünü suistimal … Okumaya devam et
İlk Şiir Kitabım ve Mor Sesler
İlk Şiir Kitabım ve Mor Sesler Perşembe, 26 Kasım, 2009 Ece Dorsay
U2’dan U dönüşü
U2’dan U dönüşü ? Pazar, 4 Ekim, 2009 Ece Dorsay BirGün gazetesindeki ilk köşe yazıma başlarken içimde güzel bir heyecan var. İçimden geçenleri, öfkelendiklerimi, hayal ettiklerimi, başıma gelenleri, gözlemlediklerimi, dinlediklerimi kısacası deneyimlediğim birçok şeyi sizlerle paylaşmanın heyecanı olsa gerek… … Okumaya devam et
YASAK TEN
YASAK TEN Frank Sinatra ve Bono’dan “I’ve got you Under My Skin” düetini dinlerken fark ediyorum sözlerin her dinleyişte tekrar anlam kazanışını. Önce, “benim altındasın” diyen, erotik ima olarak algıladığım bir sevişme sahnesinden daha öteye gidiyor manası sonradan. “Derimin altındasın” … Okumaya devam et
Kırılgan ve Asil Sesler
Kırılgan ve Asil Sesler Kırılgan ama bir o kadar da güçlü kişilikler, özgün duruşlar, car car bağırmadan haykıran güzel sesler… Brett Anderson, Perry Blake , Jeff Buckley, Nick Drake ve Morrissey… Zaman geçtikçe daha da değerlenecek bir müzik yaptıkları aşikâr. … Okumaya devam et
TWİTTER KULLANMA KILAVUZUNA EMPATİK YORUMLAR
TWİTTER KULLANMA KILAVUZUNA EMPATİK YORUMLAR Ece Dorsay ecedorsay@yahoo.com Facebook yetmezmiş gibi bir de twitter sevdası başladı. Neyse ki ona kapılmadım. Twitter için Facebook’un minimalize edilmiş ve sade hali yorumu yapılabilir. Henüz taze bir site olduğu için bloklanan veya sınırdışı edilen … Okumaya devam et
Eski püskü kot
Eski püskü bir kot pantolon kadar güvenilir ne vardı ki dünyada? Kendini yırtan parçalayan, adeta bir sidik yarışına alıştırılmış insanların arasında dolaşırken beynin hücrelerini tazelemek zordu. Çimlere uzanıp sadece gökyüzünün hafifliği ve beynindeki bilgilerin ağırlığı ile baş başa kalmak istiyordu. … Okumaya devam et
Bekleyiş, içsel evrim ve devrimler, Plumwood’un teorisi…
Bekleyiş, içsel evrim ve devrimler, Plumwood’un teorisi… Cuma, 14 Ağustos, 2009 Ece Dorsay Bekleyiş… Albümün çıkışını bekleyiş, şiirlerin ortaya çıkmasını bekleyiş ve beri yandan internette gezinirken rastladığım Bono beyanatları… Müzisyen ve müzik hayranı olarak 1987’den beri hayatıma büyük etki yapan … Okumaya devam et