Editor

tarafından

Türk Edebiyatında Düz Yazı Türleri

Oca 15, 2011 at 13:17 Kategori: Edebiyat Yazan: Editor

http://i34.tinypic.com/qp32mq.png Hikâye (öykü)
Roman
Tiyatro (Piyes,Oyun)
Masal
Fabl
Anı (Hatıra)
Günlük
Gezi Yazısı(Seyahatname)
Makale
Fıkra
Deneme
Tenkid (Eleştiri)
Mektup
Sohbet (Söyleşi)
Röportaj
Mülakat
Biyografi-Otobiyografi
Rapor
Nutuk (Söylev)
Özgeçmiş
Senaryo
Haber Yazı Türü

***
NESİR (DÜZYAZI) BİLGİSİ, DÜZYAZI İLE ŞİİR ARASINDAKİ FARKLAR

Düzyazı (nesir), dil kurallarından başka hiçbir kurala bağlı olmayan, konuşma diline yakın olan doğal anlatım yoludur. Terim olarak önceleri düzyazı yerine inşâ, düz yazı yazarına münşî denirdi. Sonradan inşa nesir, münşi nâsir oldu. Günümüzde nesir yerine düzyazı, hatta yalnızca yazı ve nâsir yerine yazar terimleri kullanılmaktadır.
Yazı öncesi dönemden yakın çağlara kadar düzyazı sanat sayılmadığı için ve anlatılanları hatırda tutmak güç olduğu için, düzyazı ile sanat eseri üretilmemiştir. En eski düzyazı kalıntıları olan atasözlerinin iç uyaklı, aliterasyonlu yapısı, onların ilk ortaya çıktığı dönemlerde de şiir olabileceğini düşündürmektedir. Düzyazı bügünkü işlekleğini matbaaya borçludur. Matbaa bulununca, bütün yazılar basılarak çoğaltılmaya başlandı. Bilgiler daha çok insana ulaştı. Bu da insanlara hoşa gideni, öğrenilmesi gerekeni ezberlemek yerine, el altında bulundurularak gerektiğinde yararlanmak kolaylığı sağladı. Okuyucu kitlesinde artış oldu. Bellekler ezberleme işinden ve ezber yükünden kurtulunca, asıl işlevi olan düşünme işlevini yaptı ve düşünce üretmeye başladı. Üretilen düşünceler yazılıp yayınlanarak, eser sayısı arttı. Yazılanlar tartışmalara yol açtı; tartışmalar, bilimsel doğruların çoğalmasını sağladı.
Şiir ile Düzyazı Arasındaki Farklar:
Kesin bir ölçü değilse de şiirle duygular, düzyazı ile düşünceler daha iyi anlatılır. Ziya Gökalp de bu görüştedir: “Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur seyirci kalır.” Cumhuriyet öncesi edebiyat dönemlerinde aşktan yiğitliğe, övgüden eleştiriye, mektuptan şehrengize pek çok konu şiir ile işlenmiştir. Şiir düşünce aktarımına düzyazı kadar elverişli değildir. Günümüzdeki bilgi yığınlarını anlatmak için artık şiir yetmez. Düzyazılar; bilgi ise bilgiyi, sanat ise sanatı birtakım mazmunların, söz oyunlarının arkasına gizlemeden verdiklerinden, okuyucu anlatılanları daha kolayanlar. Zaten düzyazı ile yazılmış yazılardan sanat değeri olanlar dışta bırakılırsa, öğreticiliğin ağır bastığı görülür. Şiirin dizesine karşılık düzyazının cümlesi, şiirin bentlerine karşılık düzyazının paragrafı vardır.
Şiirde ölçü ve uyak kaygısı olduğu için, istenilen sözcük istenilen yerde kullanılamaz; eş anlamlıları, yakın anlamlıları kullanılır. Düzyazıda böyle bir kaygı yoktur. Yine aynı nedenden, şiirde cümle ögelerinin yerleri değiştirilebilir, sözcük öbekleri tersine çevrilebilir. Bu da şiir dilindeki düşüncenin açıklığına gölge düşürülebilir; fakat düzyazıda bunlara gerek kalmadan duygu ve düşünce daha kolay anlatılır. Okuyucu da birçok sanat oyunları arasına gizlenmiş gerçeğe ulaşmaya uğraşmaz.
**
ANLATIM (İFADE) VE ÖZELLİKLERİ
Duygu, düşünce, bilgi ve gözlemlerimizi başkalarıyla paylaşmak istediğimizde anlatma yöntemini kullanırız. Anlatma olayına anlatım denir. Öyle ise anlatım, duygu ve düşüncelerin söz ya da yazı ile açıklanması diye tanımlanır. Anlama olmadan anlatma olmaz. Anlamayı öğrenmeden, anlatma öğrenilemez. Görülen bir olayın, nesnenin; duyulan, okunan olayların, bilgilerin kavranmasına anlama denir. Anlatım ise; zihindekilerin başkasının zihnine, söz ya da yazı ile, aktarılması işleminin adıdır. Anlama edilgen (pasif) bir eylemdir, anlatma ise etkin (aktif) bir eylemdir.
Anlamada; ilgilenilen konunun neye işaret ettiğini sezebilmek; özünü, gerçeğini kavramak; benzer konular arasında ilişki kurarak bütünü görebilmek; neden-sonuç ilişkilerinden yola çıkarak geleceği görebilmek; sorunları, güçlükleri kolay ve doğru çözebilmek vardır.
Anlatım özellikleri, anlatımın nasıllığı ile ilgilidir, şöyle sıralanabilir:
1. İnandırıcılık,
2. Doğallık,
3. Tutarlılık,
4. İlginçlik,
5. Anlatımın Özlü Olması,
6. Duruluk,
7. Açıklık,
8. İletişim Dilinde Yetkin Olmak,
9. Akıcılık…
Anlatımın gerçekleşebilmesi için dört ögeye gerek vardır:
1. Verici (konuşan ya da yazar),
2. Alıcı (dinleyen ya da okuyan),
3. Dil,
4. Konu. Anlatımın temeli konudur. Konu, üzerinde konuşulan, yazı yazılandır. Konu seçerken kişi bildiği ya da ilgi duyduğu, araştırma yapabileceği konu olmasına, geliştirmeye uygun olmasına, bilimsel gerçeklerle çelişmemesine, inandırıcı ve açık olmasına dikkat etmelidir.
Anlatım yolları ile anlatım türlerini karıştırmamak gerekir. Anlatım türleri sözlü anlatım, yazılı anlatım diye ikiye ayrılır. Anlatım yolları daha genel bir kavramdır. Hem sözlü anlatımda hem de yazılı anlatımda uygulanır. Bunlar:
1. Açıklayıcı Anlatım,
2. Öyküleyici Anlatım,
3. Betimleyici Anlatım,
4. Tartışmalı Anlatım.
Bir olay anlatımı ile, düşünce anlatımı aynı yöntemle olmaz. Düşünce yazılarında ve resmi mektuplarda anlatım daha ciddi; özel mektuplarda, anılarda daha içten; olay yazılarında sürükleyici, heyecan doludur. Anlatımda kimi zaman konuşma dili, kimi zaman şiir dili kullanılır. Her ikisi için de iki anlatım biçimi vardır:
1. Dolaylı anlatım,
2. Dolaysız anlatım.
Bir duygunun, bir düşüncenin, bir isteğin söz ya da yazı ile belirtilmesine anlatım denir. Tanıma göre anlatım:
1. Sözlü anlatım,
2. Yazılı anlatım
***
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Bir olay anlatımı ile, düşünce anlatımı aynı yöntemle olmaz. Düşünce yazılarında ve resmi mektuplarda anlatım daha ciddi; özel mektuplarda, anılarda daha içten; olay yazılarında sürükleyici, heyecan doludur.
Anlatımda kimi zaman konuşma dili, kimi zaman şiir dili kullanılır. Her ikisi için de iki anlatım biçimi vardır: Dolaylı anlatım, dolaysız anlatım.
Dolaylı Anlatım:
Öykü, roman gibi yazın türlerinde, olayların bir anlatıcının ağzından anlatılmasıdır. Ayrıca sözcük ve kavram seçiminde de dolaylı anlatım seçilir çoğu kez. Bir sözcüğü, sözlük anlamının dışında kullanmak da dolaylı anlatımdır. İstiarelere (eğretileme), dolaylamalara yer vermek de dolaylı anlatımdır. Söz gelimi bayrağımız yerine hilâl, lületaşı yerine bayaz altın, askerimiz yerine Mehmetçik, aslanlar…
Dolaysız Anlatım:
Öykü, roman gibi yazın türlerinde, olayların kahramanın ağzından anlatılmasıdır.
***
ANLATIM TÜRLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Bir duygunun, bir düşüncenin, bir isteğin söz ya da yazı ile belirtilmesine anlatım denildiğini görmüştük. Tanıma göre anlatım:

1. Sözlü anlatım, 2. Yazılı anlatım olmak üzere iki türlüdür.
Sözlü Anlatım:
Anlatılmak istenen duygu, düşünce ya da hayaller söz ile anlatılır. Sözlü anlatıma konuşma da denir. Karşılıklı konuşmadan, tartışmaya, konferansa kadar birçok konuşma türü vardır. Bundan sonraki üç ünite sözlü anlatım üzerinedir.
Yazılı Anlatım:
Anlatılmak istenen duygu, düşünce ya da hayaller yazı ile anlatılır. Yazılı anlatıma komposizyon ya da yalnızca yazı da denir. Yazılı anlatım türleri önce düşünce yazıları, sanat değeri olan yazılar, yazışmalar olmak üzere üçe ayrılır, sonra onlar da kendi içinde birçok türe ayrılır.
***
ANLATIM YOLLARI VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım yolları ile anlatım türlerini karıştırmamak gerekir. Anlatım türleri sözlünbanlatım, yazılı anlatım diye ikiye ayrılır. Anlatım yolları daha genel bir kavramdır. Hem sözlü anlatımda hem de yazılı anlatımda anlatım yollarından birine ya da birkaçına başvurulur.
Bunlar şunlardır:
1. Açıklayıcı Anlatım,
2. Öyküleyici Anlatım,
3. Betimleyici Anlatım,
4. Tartışmalı Anlatım.
Açıklayıcı Anlatım:
Bir konu üzerinde ayrıntılı bilgi vermek, öğretmek ya da olayı bildirmek, yorumlamak üzere yapılan anlatım türüdür. Bu anlatım yoluyla “ne, neden, niçin, nasıl, nerede, ne zaman” soruları açıklanır. Günlük konuşmalarda; edebiyat, felsefe ve ahlâk konularında, yaşanılan olaylarda sık sık açıklayıcı bilgi verir ya da başkalarının açıklayıcı bilgilerini dinleriz. Yine günlük konuşmalardaki sorulara verilen karşılıklar da açıklayıcı anlatıma girer.
Açıklama yapmak için konuyu iyi bilmek, olayı görmek gerekir. Anlatım konusu yukarıdaki soruların karşılığı verilerek açıklanmalıdır. Savunulan düşünce iyi açıklanamazsa aynı düşünceler boş yere yinelenip durur. Bunu önlemek için anlatımın tümden gelim, tüme varım, benzetme gibi bilgi üretme yollarını kullanmalıyız. Şimdi de bu terimlerin ne anlama geldiğini öğrenelim.
Tümden gelim;
Genel bilgilerden, yargılardan, kurallardan özel bilgilere, yargılara, kurallara ulaşmaktır. Örneğin: “Çikolata diş çürütür.” gerçeğinden yola çıkarak “Ben de çok çikolata yersem dişlerim çürür.” gerçeğine vararak, “dişlerimi çürütmemek için çikolatayı çok yemem… ” gibi. Bazen benzer olaylardan, bazen bilimsel gerçeklerden hareket edilerek yeni gerçeklere, sonuçlara ulaşmaktır.
Tüme varım;
Tümden gelimin tersidir. Özel olay ve durumlardan genel yargılar elde etme yoludur. Yine “Çikolata diş çürütür.”, “Muhallebi diş çürütür.”, “Fondan şekeri diş çürütür.” gerçeklerinden sonra “Şekerli yiyecekler diş çürütür.” sonucu çıkar.
Benzetme
Konuyla ilgili benzer olayların, durumların bir araya getirilmesi çalışmasıdır.
Açıklayıcı anlatımda, şunlara da dikkat edilmelidir:
• Konunun maddesi ve görüş açısı iyi belirlenmelidir.
• Konuyu geliştirme ve temellendirme yollarından birinden ya da birkaçından yararlanılmalıdır.
• Bunları yaparken kendi gözlemlerimizden, deneyimlerimizden ve öğrendiklerimizden yararlanılmalıdır.
Öyküleyici Anlatım:
Yaşanmış ya da tasarlanmış bir olayın başkalarına söz ya da yazı ile anlatımıdır. Bu anlatım; olay, kişi, yer ve zaman ögelerine dayanır.
Olay;
Öyküleyici anlatımda öncelikle bulunması gereken ögedir. Anlatım, bir ana olay ile birçok yardımcı olay arasında kurulan ilişkilerle yapılır. Ana olay üç evrede anlatılır: Serim, düğüm, çözüm.
Serim: Öyküleyici anlatımda “giriş” bölümüdür. Bu bölüm ana olayın başlangıcıdır. Öyküde yer alacak kişiler, olayın geçtiği yer ve zaman tanıtılır. Düğüm bölümünden kısa, çözüm bölümünden uzun bir bölümdür.
Düğüm: Bu bölümde bir yandan ana olay yardımcı olaylarla genişlerken, bir yandan da dinleyici ya da okuyucuda merak uyandırılır. Uzun bir bölümdür. Bölümün uzunluğu ne olursa olsun, uyandırılan merağın sonuna kadar sürmesi sağlanmalıdır.
Çözüm: Diğer bölümlerde uyandırılan merağın giderildiği, soruların karşılık bulduğu bölümdür. Anlatının en kısa bölümüdür.
Kişiler;
Öyküleyici anlatımda olayı yaşayanlardır. Olay birkaç kişi arasında geçer. Bunların kimileri olay için birinci derecede önemlidir. Olayın kolay anlaşılabilmesi için bu kişilerin anlatıda çok iyi tanıtılması gerekir. Olayların anlatımı sırasında kişiler bu niteliklerine uygun davranırlar ve konuşurlar.
Yer;
İnsanlar kendilerine uygun yerlerde yaşarlar, olaylar da ya bu yaşadıkları yerlerde ya da gezmeye gittikleri yerlerde geçer. Bu nedenle olayın geçtiği yer de anlatıda bulunmalıdır. Fakat bunlar öykünün anlatımını olumsuz etkilememeli, olayların akışını bozmamalıdır.
Zaman;
Zaman sonsuz bir akıştır. İnsan bu akış içine doğar, olaylar bu akış içinde geçer. Bu nedenle öykülemede zaman da belirtilir.
Betimleyici Anlatım:
Bütün türlerde, tür bireyleri birbirine benzer. Yine de tek tek bakıldığında tür bireyleri arasında, kendine özgü ayırıcı nitelikler de vardır, ikizler de bile. İşte bunların söz ya da yazı ile anlatılmasına betimleme denir. Betimleme, insan ve insan dışındaki hayvan, manzara, eşya… gibi varlıkların benzerleri ile arasındaki ayırıcı, belirleyici özelliklerini anlatmaktır. Betimleme için tasvir etme de denir. Yazarın amacına göre iki türlü betimleme vardır.
Bunlardan biri sanatsal betimleme, diğeri bilimsel betimlemedir.
Sanatsal betimlemede okuyucunun duygularını uyandırmaya önem verilip içten bir uslup, öznel bir bakış açısı seçilirken, bilimsel betimlemede okuyucuya bilgi vermeye önem verilip, nesnel bir bakış açısını yakalamak gerekir. Betimleme söz ile resim yapmaktır. Böylece varlıklar gözönünde canlandırılabilecek duruma gelir. Betimlemede görme, tat, koku, işitme, dokunma gibi beş duyu organıyla sezilebilinen bütün özelliklere yer verileceği gibi duygulara da yer verilir.
Bu da gösteriyor ki başarılı bir betimleme yapabilmek için iyi bir gözlemci olmak gerekir; çünkü betimlemedeki niteliklerin aslına uygun olması gerekir, abartma yoluna gidilmemelidir. Betimlemesi yapılan varlığın önce genel nitelikleri, sonra ayrıntıları, sonra da bizde bıraktığı duygusal etki verilmelidir. Bütün bunlar kişisel ve düzgün bir anlatımla verilmelidir. Betimlemede yer ve zaman ögeleri de bir arada bulunur.
Mevsim betimlemesi: İlkbahar
“Uzun süren kış ayları bitti. Köyün üzerini örten kara bulutlar gitmiş, yerini masmavi gökyüzüne bırakmıştı. Yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan derenin suları coşmuş, coşku türküleri söyleyerek akıp gidiyordu… Vadi rengârenk tomurcuk ve çiçeklere bürünmüştü. Uykudan uyanan böcekler yuvalarından çıkarak şimdiden kış hazırlıklarına başladılar. Karıncalar sıcak günlerin uzun sürmeyeceğini bildikleri için ambarlarını yiyecekle doldurma yarışına başladılar. Bizim tembel ağustos böceği de sabahın erken saatlerinde müzik şölenine başlamış, gece gündüz demeden güzel türkülerini söylüyordu.”
(Sabri Oytan, Bal Sarısı -Zerik Taşı, s. 34)
İnsan betimlemesine portre denir. Betimlemedeki tüm kurallar portre için de geçerlidir. Yine de şu noktalara dikkat edilmesi gerekir:
• Portreye konu olan kişi, objektif olarak anlatılmalıdır.
• Kişi için kullanılan sıfatlar gerçeğe uygun olmalıdır.
• Kişinin iyi nitelikleri yanında kötü nitelikleri de gösterilmelidir.
• Gereksiz ayrıntılar yazılmamalıdır.
• Anlatım özentisiz, açık ve akıcı olmalıdır.
İnsanı ele alışına göre üç türlü portre vardır:
• Dış portre: Kişinin yalnız görünüşünü anlatan portredir.
• İç portre: Kişinin iç dünyasını, olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarını anlatan portredir.
• Genel portre: Kişinin hem dış hem iç özelliklerini anlatan portredir.
Portre bağımsız bir yazı türü olabileceği gibi, diğer yazı türlerinin -daha çok da öykü ve romanın- içinde yer alır:
“Sarı Mustafa’nın sarı, gür saçlarına, tombul yapısına, sürekli gülen yüzüne karşılık; Kösenin Yusuf, buğday benizli, seyrek sakallı, ince yapılı, orta boylu, düşünceli görünen biriydi. Dor Ali ise, iri yarı, esmer, kara bıyıklı, sağlam yapılıydı. Huyları pek birbirine benzemese bile iyi anlaşmışlar, iyi arkadaş olmuşlardı. Düzlükte birbirine yardım ederek yaşayıp gidiyorlardı.”
(Behzat Ay, Dor Ali, 1966, s.11)
Tartışmalı Anlatım:

Bir topluluğun, belli bir konuda, gerçeğe ulaşmak için, kendi aralarında yaptığı düşünce alışverişine tartışma denir. Tartışmada, bir konunun en az iki bakış açısı vardır. Tartışma sonucunda konu bilimsel sonuçlara bağlanır. Bunun için tartışmada düşüncelerin açıkça ortaya konması, özgür bir ortamda tartışılması gerekir.

Kaynak: http://images.gittigidiyor.com/766/TURK-EDEBIYATI-Cilt-3-Imzali-Ahmet-KABAKLI__7666300_0.jpg

Yorum yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.