AHMET AVCI

tarafından

TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM!(1)

Ağu 15, 2010 at 14:28 Kategori: Bilimsel Araştırma Yazılarınız, Türkçe ve Dilbilgisi Yazan: AHMET AVCI

http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:wf7NozeMzIX2VM:b

“Unutmuşum ana demesini bile,
Öykünmüşüm türküsünü ellerin,
Ağzıma bir kara düşmüş bağışla beni,
Seslenir bana ovam, bağım.
Türkçem, benim ses bayrağım.”
-Fazıl Hüsnü Dağlarca-

Dil sözdür. Söz özdür. Bizim özümüz; Türk dilidir. TÜRKÇEMİZDİR. Özümüze yani Türkçemize sahip çıkalım.
İranlı Ozan Firdevsi, ünlü yapıtı Şehname’yi yazıp bitirdiğinde; “Artık Pers ırkına ölüm yoktur; çünkü o, diline kavuşmuştur” demiştir. (Şehname, Türk Hakanı Gazneli Mahmud’a sunulmuştur.)
Günümüzde bile Şehnamesi ile Gülistan, Bostan ve Mesnevisi ile Pers dili ve Pers kültürü kültürümüzü ve dilimizi etkilemektedir.
Türk düşünürü Celalettin Mevlana; ne yazık ki, ölümsüz Mesnevisini ve Rubailerini Farsça yazarak; İran kültürüne armağan etmiştir. Kuru kuru Mevlana ile övünmemiz neye yarar?
Aydınının ve yöneticilerinin sapkınlığına kurban edilen Türk Ulusu; Farsçanın,  Arapçanın ve bu dillerin uyduruğu olan Osmanlıcanın, öldürücü pençesinde asırlarca parçalanmış ve dağıtılmıştır.
Oğuzların Afşar soyundan olan Karamanoğlu Mehmet Bey; 1273 yılında bir buyruk ile Türkçemizi hem devlet dili hem de konuşulan dil yapmış, bu ulusçu tutumu nedeni ile de Moğollarca oklanarak öldürülmüştür.
Dil, insanlık tarihiyle birlikte ortaya çıkmış ve süregelmiş bir olgudur
Bu süreçte insan ve iletişim birbirine koşut olarak gelişim göstermiştir.
Dil, kültürün en temel öğesi olarak insanlar arası iletişimde en etkin araç olarak kabul edilmektedir.
Dilin düşünceyi etkilemesi, kültürel değerleri nesilden nesile aktarması ve millete yön vermesi yaşamsal önemdedir. Bu nedenle de dilimizi bilinçli olarak öğrenmek, kullanmak, sevmek ve korumak zorundayız.
Dilin düşünce ile bağlantısı göz önüne alındığında, dilde oluşabilecek kirlenme zaman içinde millî kültür yapısını da bozabilecektir.
Dilde meydana gelen kirlenmeye; yabancı dillerden dilimize giren çok sayıda sözcük ve dilimizin yanlış kullanımı neden olmaktadır.
Ölmüş bir dil olduğu halde; bilimsel çevrelerde hala yaşatılan; canlıların her türüne, ağaçlara, çiçeklere, kuşlara, böceklere ve balıklara ad vermede kullanılan LATİNCE, birçok dilin de yaratılmasında temel olarak kullanılmıştır. Fransızca, İngilizce ve Almancanın temeli Latincedir.
“Sarhoş kafayla Almanca konuşursanız, İngilizce konuşmuş olursunuz” sözü çok düşündürücüdür!
Roma İmparatorluğunun en görkemli dönemlerinde; yoksul Romalı askerlerle Galyalı kadınların evlenmeleri Fransızcayı meydana getirmiştir. Galyalı Kavimlere egemen olarak gelişen Fransızca da, Fransız ulusunu yaratmıştır. Fransız ulusunun eti ve kanı, Romalı ve Galyalılardan oluşmuş; manevi dokusu da, Fransızcadan oluşmuştur. Ünlü bir Fransız: “Fransızca benim onur bayrağımdır” demiştir.
19’uncu ve 20’nci yüzyıl Fransız yazarları da bu dili nakış gibi işlemişlerdir. İtalyan asıllı Emile Zola, 40 cilt eseri ile Fransızcaya ayrı bir renk katmıştır.
İngilizlerin de aynı doğrultuda çalışmaları, İngilizceyi evrensel ve diplomat dili haline getirmiştir. V. Shakspeare, 500 yıldır tüm dünyanın övünç kaynağı olmuştur. Cervantes ve Don Kişot, İspanya ile özdeşleşmiştir.
Baht, Mozart, Vağner ve Bethaufen, yarattıkları müzikle Alman toplumunu sımsıkı kenetlemiştir.
19’uncu asrın ortalarında; Viyana’da yaratılan Vals müziği, Alman ulusu için coşkuda birleşme çağını tamamlamıştır.
Konfüçyüs’e “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, ilk işiniz ne olurdu?” diye sormuşlar. Büyük Filozof cevap olarak: “Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.
Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz.
Düşünce iyi anlatılmazsa; yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz.
Ödevler gereği gibi yapılamazsa; töre ve kültür bozulur.
Töre ve kültür bozulursa; adalet yanlış yola sapar.
Adalet yoldan çıkarsa; şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez.
İşte bunun içindir ki; hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”
Dil ekmek gibi, su gibi günlük yaşamımızın içindedir ve soluduğumuz hava gibi bizi sarar; bundan dolayı onun varlığını hemen hemen hissetmeyiz.
Gerçekten dil, üzerinde yaşadığımız toprak gibi ürünlerini sessizce bize sunar ve bizler bu sonsuz bahçenin meyvelerini sadece toplarız.
Aslında dile, insanlığın en büyük buluşu olduğu için daha fazla ilgi göstermemiz gerektiği kanısındayız. Çünkü insanlarla, düşüncelerle, nesnelerle aramızdaki en önemli iletken dildir. İnsanları, düşünceleri, nesneleri, dilin aracılığıyla kavrarız. Dil aracılığıyla kendimizi ifade ederiz.
İşte dilin önemi burada ortaya çıkmaktadır.
Türkçemizi niçin doğru kullanmalıyız, sorusunun cevabı da buradadır.
Dili doğru kullandığımızda o iyi bir iletkendir; yanlış kullandığımızda ise kötü bir iletkendir.
Koca YUNUS ne güzel söylemiş:
“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.
Kişi; bile sözün demini, demeye sözün kemini.
Bir cihan cehennemini, sekiz uçmağ ede bir söz.”
Dil bizi başkalarına, başkalarını ve başka nesneleri bize yansıtan bir aynadır.  Dili doğru kullanmak, doğru anlamak bu aynayı mükemmelleştirmek demektir.
Kullandığımız çağdaş araçlardaki göstergelerin, ekranların, ibrelerin bir an için bozuk olduğunu düşünün, bu bir felakettir. Fakat bir toplum için ondan daha büyük bir felaket vardır ki o da insanlar arasında, bir iş bölümü içinde görev alan kişiler arasında, fikir ve görüş alışverişinde bulunanlar arasında dil aynasının görevini tam yapamamasıdır.
Dil düşüncenin evidir; binlerce yıllık insan zekâsı sözcüklerde, deyimlerde, ifade kalıplarında gizlidir.
İnsanlık tarafından bilgilerimizi depolamak için kullanılan ilk araç dil olmuştur.
Bugün aynı işi daha sistemli yapması için bilgisayar yaratılmıştır. Buna rağmen günümüz için şunu söyleyebiliriz: Dile yüklenmiş bilgi, bilgisayarlarımıza yüklenmiş bilgiden fazladır. Dil, bilgisayarlardan fazla olarak bilgilerin sadece yüklendiği yer değildir, aynı zamanda bilginin üretim yeridir.
Bilmeliyiz ki; dil, düşüncelerimizi yansıtan bir araç olduğu gibi düşüncelerimizi geliştiren bir olgudur.
Basit bir örnek verelim: Bir insanın bildiği sözcük sayısıyla, düşünce zenginliği doğru orantılıdır.
Bildiğimiz sözcük sayısı ne kadar fazlaysa düşünce alanımız da o kadar geniştir.
Rönesans dönemi bilgin ve ressamları bakış açısı (perspektif) kavramını ortaya koymasalardı, gözümüzle görmemize rağmen önümüzde uzayan ağaçlı yolun bir bakış açısı yarattığını göremeyecek ve ilk çağların insanları gibi ağaçları resmimizde aynı boyda çizecektik.
Rönesans bilgin ve ressamlarının gözlemini bize ulaştıran şey “bakış açısı” sözüdür.
İnsanlar, nesneler vasıtasıyla değil sözcükler aracılığıyla düşünür. Bundan dolayı düşüncenin iki aracının olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi dil, öteki mantıktır.
Bilimlerin sunduğu bütün bilgiler bize yalnızca iki kaynaktan gelir. Dil üzerinde düşünmek ve doğayı incelemekten.
İşin ilgi çekici yanı doğadan gelen bilgilerin de dil kalıbına döküldükten sonra bize ulaşıyor olmasıdır.
Anlaşılmak, mesleğimizde başarı elde etmek, yaratıcı olmak, yaradılışımızdan gelen ve yalnızca kendimize ait olan yeteneklerimizi yurdumuzun ve insanlığın hizmetine sunmak istiyorsak işe dilimize ilgi göstermekle başlayabiliriz.

Ahmet AVCI

-Devam Edecek-


Kaynakça:
1. Dr. Hüseyin Ağca: Türk Dili
2. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı yayımı: Türkçenin doğru kullanımı kılavuzu
3. Oktay SİNANOĞLU: BYE_BYE TÜRKÇE
4. E. Albay Osman Türkoğuz: Türkçemize yöneltilen şerefsizce saldırılar; Manisa İl J. K. lığı 1977- Ağustos- Günlük emir.
5. E. Albay Osman TÜRKOĞUZ: Özgün dili olan toplumlar ulustur; gerisi boştur: Makale
6. Sami N. ÖZERDİM: Yazı devriminin öyküsü
7. Prof. Dr. Bedia AKARSU: Atatürk Devrimi ve Yorumları
8. KKK Eğitim ve Doktrin K.lığının 2020 ve sonrası Dergisi.
9.Mustafa Cemil KILIÇ: Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik



11 responses to TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM!(1)

  1. Aktaş (Homerotik) said on 15 Ağustos 2010

    İçeriği dolu dolu bir yazı okudum. Emeğinize sağlık değerli ahmet Avcı bey.

  2. harikaufuk said on 15 Ağustos 2010

    Sayın Ahmet Avcı, çok güzel bir konu seçmişsiniz. Öncelikle böyle önemli bir konuyu ele aldığınız için sizi yürekten kutlarım.Dilimize sahip çıkmalıyız.Dil birliğini kuramayan milletler, çözülmeye mahkûmdurlar.
    Saygılarımla…

  3. Ahmet AVCI said on 15 Ağustos 2010

    Edebiyat Galerisinin değerli yazarları Dostlarım,
    Yazımla ilgili değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim.
    Saygılarımla.
    Ahmet AVCI

  4. Emine Pisiren said on 15 Ağustos 2010

    Çok Değerli Ahmet Avcı Bey,

    Bizimle ve okurla, bu derin araştırma yazınızı paylaştığınız için sonsuz teşekkürler.
    Güzel Türkçe’mize sahip çıkmamız gerektiğini anımsatan kaleminiz daim olsun.
    Elinize, yüreğinize sağlık.
    Sevgi ve ışıkla

  5. Mehmet ÖZDEMİR said on 15 Ağustos 2010

    Sayın Ahmet Avcı Bey,

    Uzun yazınızı okudum. Emek verildiği için tebrik ederim.
    Ama biraz hissi yazılmış. Mesela Yavuz’un şah İsmail’e yazdığı o mektubun kaynağını bilmek isterim. Alevi Şah İsmail’i yendi diye aşağılamak için uydurulmuş olabilir.

    Bir de Atatürk’ün dev eseri Nutuk’u okumuşsunuzdur. Atatürk neden Osmanlı Türkçesini tercih etmiş?

    Saygılarımla.

  6. Ahmet AVCI said on 16 Ağustos 2010

    Sayın Beydeba,
    Yazıma gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Evet, yazı uzun. Ancak, çok zorlamama karşın daha kısa yazamadım…
    Yazının “hissi olduğu” kanısına nasıl vardığınızı anlayamadım.
    Yazıda sizin anlayışınıza uygun ifadeler yer almamış olabilir…
    Sizin kısacık yorum yazısında bile Alevileri aşağılayan ifade göze çarpmakta…
    Şah İsmail Alevi ama bir Türk Devleti Hakanı idi ve şiir ve yazılarında Türkçe kullanıyordu.
    Yavuz’un mektubunu, yazıma kaynak olarak gösterdiğim; Osman TÜRKOĞUZ (osmanturkoguz@hotmail.com)’dan almıştım…
    Mustafa Kemal Paşa’nın “Nutuk’ta neden Osmanlı Türkçesini tercih ettiğini” sormuşsunuz. Mustafa Kemal, bir Osmanlı Paşası idi… Kullanacağı ya da öğreneceği başka bir dil mi vardı?
    Osmanlıcanın, uydurma bir dil olduğunu elbette biliyordu. Yetkiyi elde edince ve halkın anlayabileceğini kestirince de; Ülkenin İşgalden kurtarılması yönünde tavrını koyduğu gibi; “Türk Dilinin de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması için” tavrını koymuştur.
    Saygılarımla.
    Ahmet AVCI

  7. Hilâl Erboyacı said on 16 Ağustos 2010

    Değerli Ahmet Avcı, Türk Ulusu çok uzun tarihi geçmişe sahip bir ulus, birlik ve beraberlik duygularıyla her zaman sorunların üstesinden gelmiş. Dilin canlı bir varlık olduğunu düşünecek olursak elbette akışı içinde başka dillerden ve kültürlerden beslenecek belki de etkilenecek. Ancak Karamanoğlu Mehmet Bey gibi Mustafa Kemal Atatürk gibi önderlerimiz oldukça -Türk Ulusu var olmaya devam ettikçe- öz benliğine kavuşmak için, her canlı gibi doğal akışı içinde gerçek yerini ve değerini bulacaktır. Bence en önemli sorun, diğer uluslara Türk Ulusu’nun bilimsel çalışmalarla, ürettiği yeni düşünce ve buluşlarla önemli bir toplum olduğunu gösterebilmesinde. Dil o zaman ancak doğru akışına kavuşacaktır; çünkü o zaman kültür seviyesi yükselecek, okuyan dilini doğru kullanmayı alışkanlık haline getiren insanların sayısı artacaktır. Çok selamlarımla…

  8. Mehmet ÖZDEMİR said on 16 Ağustos 2010

    Sayın Ahmet Avcı Bey,

    Nezaketiniz için teşekkür ederim.Evet bazı görüşlerinize katılmıyorum.Bu da çok doğal … Farklı düşünmemiz birbirimizi reddetmek anlamına gelmez. Aynı kültürü benimseyen aynı dili konuşan bizler kardeşiz. Alevileri aşağılamak ne demek, bilakis çok severim.. Dilimizin, kültürümüzün, türkülerimizin yaşamasına en büyük katkıyı sunan Alevi kardeşlerimiz başımızın tacıdır.Ben Alevi değilim ama şiirlerimi okuyanlar beni Alevi sanıyor…

    Benim demek istediğim; siyasi meseleleri iyi tahlil edelim, Yavuz Selim de bizimdir Şah İsmail de…Türkçeye hizmet açısından Şah İsmail daha öndedir tabii..”Hatayi” mahlasıyla yazdığı şiirler başımızın tacıdır.Yavuz’un Farsça yazmasını eleştirebiliriz ama onu milletine ihanet eden biri olarak göstermek büyük haksızlıktır..Bu oyuna gelmeyelim,hepsine sahip çıkalım…
    Türkiye’yi yok etmeye çalışan şer güçlerin en büyük planı,Türkiye’de din haritasını değiştirmektir.Avrupa devletleri tarafından bazı Alevi örgütlere para aktarılarak Alevilerin İslam dışı olduklarını ifade etmeleri istenmiştir…Bu bir tuzaktır;bunu iyi okuyalım…

    Hissi derken de şunu kastetmiştim; mesela İranlılar Ömer ismine düşmandır. İran imparatorluğu halife Ömer zamanında ve komutan Amr (Ömer) Bin As tarafın yıkılmıştır.. Ömer ismine düşmanlıklarının asıl sebebi budur.Yavuz’a karşı da böyle bir his uyanmış mıdır diye düşündüm… Yanlış olabilir…

    Ben de bir Türkçe sevdalısıyım; ama yaşayan Türkçeyi savunurum. Dilimize yerleşmiş kelimeleri atmak cinayettir diye düşünürüm.Ömer Seyfettin’in (Ali Canip, Ziya Gökalp ) “Yeni Lisan” hareketini önemserim.ve
    Cemil Meriç’in şu sözünü düstur edinirim: “Kelimeler de ülkeler gibi fethedilir…”

    Ehli beyte olan sevgimi ve saygımı gösteren iki cinaslı dörtlüğümü sunuyorum saygılarımla beraber…

    CİNAS 3

    Ben zer gibi yüzünde iki güzel yara bak
    Ehl-i beytin evladı dürr-i yektaya benzer
    Tevazu abidesi boynu bükük yüz yerde
    Yüz yerde yüz kapıdan çık Ali Haydar’a bak

    CİNAS 4

    Döker bela üstüne zulüme gebe Babil
    Cennete gül devşirir kan gölünde Kerbela
    İblis dostu Ebrehe Mekke’de fil izleri
    Filizleri budayan Yezid’e gel ebabil

  9. Gülay GÖKTÜRK said on 18 Ağustos 2010

    Tükçemin birleştirdiği insan güzelliği manzaraları
    aynı dil aynı sevda Atatürk’ün dediği gibi:
    TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR.
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

    teşekkürler

  10. Mehmet Sevis said on 20 Ağustos 2010

    Sevgili Ahmet bey hocam.
    Sanırım eki Mısır şiirinde geçer.Yani günümüzden yaklaşık dört bin yıl önce yazılmış
    bir şiirde.Ve yine şöyle demektedir:
    “Dil.yiğiı elinde kılıç gibidir.”Bu tartışılmaz ve devam eder şiir:
    “İyi konuşan daha merttir iyi dövüşenden…”
    Düzeyli çalışmanızın renklenerek sürmesi ve çeşitlenmsi dileklerimle…

  11. Ahmet AVCI said on 21 Ağustos 2010

    Dostlarım,
    Düzeyli yorum ve katkılarınız için çok teşekkür ederim.
    Saygılarımla…

Yorum yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.