Şair Ayşe AKDOĞAN ve Can Dostun Ardından…
Ağu 29, 2010 at 14:47 Kategori: Anı Yazılarınız, Hisleriniz ve Düşünceleriniz, Mektuplarınız Yazan: Emine Pisiren

“…Ölüm Bu ; Ne Hükümdar Tanır, Ne Soytarı, Herkesi Aynı iştahla Yutar…”
Victor Hugo
Şu anda kulağıma inceden ince sıkıkla aklıma düşen sözler çalındı. Bir yerde okumuştum, yazarın adını Şeref Yazıcı olarak anımsıyorum.
“…Ölüm ; ALLAH’tan Gelen bir Vuslat Selamıdır” diye…
İşte bu sözlerin sihirli etkisiyle, şaha kalkan ruhum dinlenceye çekilir ve sükut bulur.
Bizden ayrılınca can, “canana kavuşur,” gibi kimi kez sessizce, kimi kez vedalaşarak, kimi kez de apansız ayrılıyor. Bizi en çok o ani gidişler yıpratıyor. Gidenin ardında öbek öbek yığılıyor “keşkeler” ve ardından buruk bir vicdan sızısı yoğun bir şekilde sıkıştırıyor sol yanımızı…
Hangi birimiz bu tür ayrılıklarda “pişmanlık” yükünü sırtlanmadı ki?
Çoğumuz tanıştık ölümle… En sevdiklerimizi yitirdiğimizde geride bıraktıkları anılara sarıldık çoğu kez de.
Geçen sene Edremit Sarıkız Şiir Etkinliğimize şair Akgün’ü davet ettiğimde;
“Gelemem dost gelemem, vaktim yok” dediğinde içimdeki isyanla;
“Hani CAN dosttun, hani dost için mesafeler kısaydı, hani dosta zaman her zaman yaratılırdı? Şimdi bana bu sözler acı bir baharat CAN DOST…” gibi sitemkar davranmıştım.
Nereden bilebilirdim ki, onun “VAKTİM YOK” sözlerinin ne anlama geldiğini?
Nereden tahmin edebilirdim ki, “KARACİĞER KANSERİ” olduğunu?
Sözlerimle onu acıttım, istemeden:
“Peki, gelme dost gelme sen, bak ben yeni ameliyat oldum, ama ertelemedim yine de etkinliği, söz verdim, sözümün ardından gideceğim, belki yarınım olmayacak, kimbilir!”
Şşırmıştı, sesi titriyordu hasta olduğunu bilmediğim can dostumun;
“Bilmiyordum dost hasta olduğunu, hastalığın nedir?”
“Kanser!”
Dudakalrımdan çıkan acı bir sessiz çığlık olmuştu, bu tek sözcük. Telefondaki ses kararlıydı:
“Geleceğim dost, belki yarınlarımız olmayacak, haklısın, belki ben senden önce veda edeceğim yaşama…Geliyorum, bana da yer ayır, oldu mu dost?”
Sevinmiştim…Yıllardır sanalda sohbet ettiğim CAN DOSTUMU görecektim. Gözyaşlarım bu kez sevinçten süzülüyordu, yanaklarımdan aşağıya…
Nerden bilebilirdim ki, onun İzmit Devlet Hastanesinde yattığını?
Ve geldi dost…
Son gücünü kullandı belki de, arabasıyla gelmişti…
Sevgili Ayşe Akdoğan,
Seninle üç senedir hem sanalda hem reelde çok anımızı birlikte paylaştık. Ve ortak dostlarımız oldu. Kimilerinde acıyı, kimilerinde sevinci de birlikte yaşadık. Akgün gönül dostumuz da bu dostlarımızdan en güzide olanlardan biriydi. Özellikle sen güzel yürekli ve Edebiyat Sitemizin KÜÇÜK ANNESİ dediğim, evet SEN,
Akgün dostumuzdan bir kaç gün ses seda çıkmayınca “yaşıyor mu acaba, başına bir şey mi geldi” kaygılarınla telefonlara sarılır, bilgi alır, dostun o sıcak sesini duyunca rahatlardın, huzur bulurdun…
Yine bir gün, beni arayıp “telefonu kapalı acaba bir şey mi oldu?” diyerek beni de telaşa sarmıştın. Akabinde Akgün Gönül Dostumuzu aramış, Malatya Devlet Hastanesinde yattığını, organ nakli için tetkikler yapıldığını öğrenmiştim.
Dostumuz yaşamak için son ümit olarak gördüğü bir şehire gitmişti. Çaresizlikle bende eşe-dosta haber salıyordum. Hatta kendi doktoruma sormuştum;
“Karaciğer nakli verebilir miyim?” diye, bunun imkansız olduğunu, yeni ameliyattan çıkan birinin nakil veremeyeceğini öğrenince umut, bir balon gibi sönmüştü.
Akgün Dost, kimi kez sitemize gelir, ama yazamazdı. Hastanenin kantininden internete girdiğini ve site ailesine selamlarını iletirken MSN -den, onun bozuk moraline umutlar ekmeye çalışırdım; “sen güçlüsün, dayan dost dayan, seneye etkinlikte şiir okuyacağız birlikte” diye. Gülümseyişi hala kulaklarımda, hem de buruk bir sızı duyarım, andıkça bu söyleşimizi, burnum sızlar özlemle…
“Can Dost, yaşar mıyım bilmem, ama benden kes umudunu, zira çok fazla ömrüm kalmadı, bugün sitemize bir şiir astım, adı HÜZÜNLÜ AYDINLIKLARDA, o eserim yarışmada derece alamaz belki ama bu son şiirim belki…”
Hüzün yumak olmuştu yüreğimde, öbek öbek ağırlaşıyor, acı veriyordu yüreğime…Sesimi kontrol ederek;
“Cannn, sana yakışmıyor böylesi bir düşünce, unutma ŞAİRLER ÖLÜMSÜZDÜR, o şiirin son şiirin olmayacak, sen yaşayacaksın, buna çok inanıyorum, belki ben senden önce gideceğim, umudunu yitirme dost…”
Sözlerim ona umut vermemişti. Sesindeki o acıyı hala duyumsarım;
“Senden önce gideceğim Can Dost, hissediyorum ölüm kapımda, o şiiri iyi oku beni anlatıyor, şu son hallerimin rengidir o şiirim” dedi ve telefonu kapamıştı.
Ben bu ruh halleri içindeyken bir başka dost sesi geldi güneyden. Adı Mehmet SEVİŞ olan şairim, sesimi beğenmedi. Sordu “hayırdır!” diye. Sanırım MSN de devam ettik söyleşimize. Anlattım AKGÜN-Ü, karaciğer nakli beklediğini ve yaşadıklarını…
Üzüldü ve yeni bir umut çaldı yüreğimize.
“Ben veririm karaciğerimden, nasılsa kökü bizde değil mi, kesilen yer eski halini alır, dostumuz yaşasın, bu bizi mutlu eder.”
Hemen aradım Can Dostu, verdim müjdeyi. Sevinçli bir tatlı telaş sardı onu da…
Lakin herşey çok geçti.
Yetişemedik zamanın peşinden…
Azrail bizden önce varmıştı dostun kapısına…
Çırpınışım umut olamadı ölümün soğuk nefesi karşısında.
Sözlerim yetmedi…
Ve gitti dost…
Ardında eserleri yadigar kaldı ve o şimdi yüreğimizde yaşıyor. Aşağıda alıntı yaptığım şiir, şu fani dünyaya veda etmeden, yüreğinden süzülen son dizeleridir.
Sevgili Ayşe Akdoğan,
Kaleme aldığınız bu manidar anı hikayeniz, oldukça duygulandırdı ve çok mutlu oldum, vefanız karşısında. Ve dostumuzu unutmayan yüreğine sağlık diliyorum.
Kalemin var olsun.
Teşekkürler…
Emine PİŞİREN/Edremit-Akçay
****
Hüzünlü ayrılıklarda…
Uzun zaman oldu sana şiirler yazmıyalı,
ne olur kızma bana
Bazen dili tutulur insanın inan,
say ki gem vurulur
inan düğüm düğüm olur hıçkırıklar boğazında
hastayım ey yâr kalbim kırık..
betim rengim atmıs gözlerim matlaşmış
gün ve gün erimekteyim ….
İnsanın sevdiğine yetim ve öksüz kalması ne kadar zor bir duygu
efkar nöbetin de kalmak gibi bir şey
sigaranda her nefeste zehir solumak
kahırlarını yudumlayıp
zamansızlıklarda yol almak çok zor sevgili…
Hani hastayım demiştim sana,
göğsüme yumruk gibi tıkanan nefesimden söz etmiştim,
vücudumun her azasında bir arıza sefilleri oynuyorum
Takat kalmadı bende onca sızılarım bir yana birde yokluğun yüz üstü çarpar
Kaldırım taşlarına……
Tanık olmuşum çoğu kez hiç bitmez sanılan aşkların saman alevi gibi yanıp
Sonra soğumasına…..
Şimdiler de hüzünlüyüm,hüznüm ise yazdığım onlarca şiirler de/ki sana
Ve sen hedef tahtası seçtiğin beni,
devrilmeye namzet bir çınar ağacının
Gölgesin de dost diye bildiğim düşman bulutlara bıraktın..
hüzünlü aydınlıklarda…
AKGÜN






















Çok sevgili Şairimize dostumuza tekrar takrar dualarımızla Allah’tan (cc) Rahmet yakınlarına sabır dilerim. Bu hikayeden anladığım sevgili Akkün’ün çok sevildiğidir. Hak edilen bir sevgidir bu. Söz Gümüşse Sükut Altındır. Hiç bir zaman ne olursa olsun kendin için etrafına peşin hükümlü olmayacaksın.
Mehmet KAHVECİOĞLU
Canım ablam Emine PİŞİREN,
Yazınızı büyük bir hüzünle okudum.Bir dostun bir dost için çırpınışlarını görmemek imkansızdı.Böylesi güzel bir dostu olduğu için Akgün abi çok mutluydu.Paylaşımınız beni çok duygulandırdı.Etkinlikte çok iyi hatırlıyorum.Akgün abiyi bana tanıtırken gözleriniz ışıl ışıldı.Gelmeden önce anlatmaya başlamıştınız bana.Dostun güzelliklerini.İyi ki çekmişim canım ablam bu resmi.SENİ SEVİYORUM CANIM ABLAM YÜREĞİMDEN GÜZEL YÜREĞİNE KIRÇİÇEKLERİNİ BİRDE EN İÇTENİNDEN SEVGİ VE SAYGILARIMI GÖNDERİYORUM.
Sevgili Dostlar, şu koskoca ummana sığamadığımız anlar vardır. işte şu an ben öyleyim. Umman bana dar geliyor. Sıktıkça sıkıyor beni. Kalbim sıkışmadan mıdır nedir, daha hızlı çarpıyor. Beynim karıncalanıyor. Bana birşeyler oldu Emine Hanımefendinin satırlarını okudukça… Ah, hayat, ah ömür!
Aylardır, belki de yıllardır uzagım siz dostlardan. Yazmıyorum, yazamıyorum. Daha doğrusu yazdırmıyorlar. Ama bu gün Ayşe Akdoğan kardeşimizin ebedi aleme göçmesni okuyunca bedenim sarsıldı ve beni aldı götürdü çok ötelere… Rahmet diliyorum, Huzur diliyorum, herkese sabır diliyorum. başımız sağolsun.
Hüzünlü aydınlıklarda…
Bu iki sözcükte yarı umut gizli sanki…
Şairim benimle yapmış olduğu son konuşma sonrası yüreğinden bu dizeler fışkırmıştı.
Yaşama çok bağlıydı bir yarısı…
Bir yarısı da “göç” yoluna seyir halindeydi sanki…
Hüzünleri yansıtan gözlerindeki fer, sisle kaplı dağlar gibiydi.
Can Dost, dediğim Akgün Şairimi şu an anımsayınca, sol yanımı körükledi acı…
O yok şimdi…
Gitti…
Dünyada kiracıyız ve bir gün ev sahibi “çık” diyecek.
Akgün Şairim de çıktı…
Dünyasını değiştirdi. Kimseye kalmıyor bu dünya.
Bir bilse insanlar, bir kavrasa bu düşünceyi, kimseyi öldürebilir mi, acep, kimse kimsenin malını gasp edebilir mi acep, işgaliye ve kölelik yaşanır mı acep?
Sevgili Fahrettin Dönmez Şairim,
Evet, yoktunuz…Gittiniz…Geldiniz sandım, ama yine gittiniz…
Her seferinde bekledik sizi gönül evinize…
Sağlık sorunlarımız oldu…
Maddi imkansızlıklarımız oldu…
Aşamayacağımız engellere de takıldık kimi zaman…
Bilinen veya bilinmeyen, söylemek istemediğimiz nedenlerimize de sarıldık kimi zaman,
Ama,
“Akıl unutmuyor”
Biz uykuda bile olsak belleğimizde yazılı olanlar bir film şeridi gibi aklın duvarlarını aşıp zihnimizde resimler çiziyor.
İşte “dostluk” da en güzel resimlerimizden biri değil mi EY DOST!?
Burası gönül eviniz ve her zaman kapımız açık size…
Gelirseniz bizleri mutlu edersiniz,
Gelmezseniz de her zaman ÖZLERİZ sizi…
Sevgiyle ve dostça kalın…
”Ama bu gün Ayşe Akdoğan kardeşimizin ebedi aleme göçmesni okuyunca bedenim sarsıldı ve beni aldı götürdü çok ötelere… Rahmet diliyorum, Huzur diliyorum, herkese sabır diliyorum. başımız sağolsun”
Ah kardeşlerim benim bu yazıyı okuyan ne anlar? Ayşe ne zaman öldü ki???