Emine Pisiren

tarafından

DEĞİŞEN ZAMAN MIYDI HAKİKATEN?

Ağu 27, 2010 at 10:59 Kategori: Anı Yazılarınız Yazan: Emine Pisiren

http://img1.blogcu.com/images/k/a/y/kayalik/saat.jpg
“Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; birçok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.”-Aristoteles-

Pazardan 7 kilo kızılcık almıştım. Fethiye’den yaz tatilini Akçay’da geçirmek için gelen kapı komşumda yediğim ekmek üstü “kızılcık jölesi” çok hoşuma gitmişti. Hala tadı damağımda kaldı. İlk kez yenilen ve ilk kez tadılan bir yiyeceği, evdekilere de tattırmalıydım. Ama iş başa gelince ve kolları sıvayınca bu işin öyle “hoppidik” bir çırpıda bitecek gibi olmadığını da anladım. Mini minicik az etli küçük ekşi taneleri kevgirden geçirmek deveye hendek atlatmaktan daha zormuş. Deve dedim de aklıma yıllar öncesi iş arkadaşımın bir sözü geldi. Kendisi inşaat teknikeriydi ve uzun yıllar bayındırlık bakanlığında çalışmıştı. Ne zaman biri dert yansa,
“Neler geçti neler felekten, deve geçti elekten” derdi.
Bende gülümseyerek,
“Deve elekten değil hendekten geçer Güngör Bey” derdim.
O da;
“Annemin sıkça yinelediği bir sözdür. İnsan yaşarken öyle dertler başına gelir ki, sanki deveyi elekten geçirir gibiymiş…” diye izah etmeye çalışırdı.
Nurlarda yatsın, rahmet istedi şimdi.
Ben kızılcık tanelerini tek tek elekten geçirirken peşi sıra “ya sabır“ diyerek “tespih” gibi çekmeye başladım. Her yokuşun bir inişi her inişin bir yokuşu varmış ve benim de bir parmak bal için yüzlerce keçiboynuzunu kemirmeme benzemiyordu, bu elekten geçirme işi… Ellerim uyuşmuş, kollarımın dermanı kesilmişti; bir de elimin üst derileri yara olmuştu. Başıma iş açmıştı elekten geçirdiğim kızılcıklar…
Fakat bir şey dikkatimi çekti. Ben bu süreyi farklı değerlendirdim. Elim işteyken düşüncelerimi işgal eden esinler olmuştu. Zamanın nasıl geçtiğini de anlamamıştım. Bu hallerdeyken ne çok elimi kesmiştim, soğan doğrarken. Mutfakta işim bitince “aa elimi ne zaman kesmişim” diye de hayret ederdim!..
İşte iki eylemi aynı anda uygulamaya kalktığımızda bir diğer eylemin getirdiği zararı/faydayı ayrımsayamıyor beynimiz. Düşünürken ve hayal kurarken dış dünyadan ıraklaşınca, nesneler siliniyor sanki bir bir… Aklıma okuduğum bir Çin öyküsü geldi. Yaşanmış bir öyküydü. Sanırım Konficyüs’ün gençlik yıllarından bir anıydı. Yanlış anımsamıyorsam;
“…Devlet memurluğu sınavına girmiş genç sınav sonrası hem acıkmış hem de yorgun düşmüştür. Evine yürüyerek giderken yağmura tutulur. Önüne ilk çıkan eve sığınır. Ev yaşlı bir karı-kocaya aittir. Evin içi fakir bir aileye ait olduğu hemen anlaşılır. Sobanın üzerinde bir tencere ve mis gibi yemek kokuları gencin aç midesini daha da acıktırmıştır. Yaşlı çift onun aç olduğunu anlayınca bir tabak yemek önüne koyarlar. Genç büyük bir iştahla yemeği yer ve ikinci bir tabak daha rica eder. Yemeğin çok lezzetli olduğunu söyler ve adını sorar merakla.
“yer elması” der çift.
Genç hiç böyle bir tatta yemek yememiştir, çifte çok teşekkür eder ve karnı doymuş bir şekilde evden ayrılır.
Yıllar sonra Çin Hükümetinin başına geçer. Bir ziyafet verecektir, aklına gençliğindeki o fakir günler gelir. Harika lezzetteki “yer elması” yemeğini anımsar. Yardımcılarına emir verir ve o kulübeyi tarif eder. Bir saat geçti geçmedi yaşlı çift daha da yaşlanmış olarak huzuruna getirilir. Tabi hatırlamaz genç adamı. Karşısında bir devlet başbakanı vardır, selama dururlar. Başkan kendini tanıtır ve yıllar öncesi şahane tattaki yemeği sarayında yapmasını rica eder. Çift hemen mutfağa alınır. Yaşlı çift özene bezene yemeği pişirir.
Ama başkan beğenmez. Yeniden pişirir çift. Yine tadar, yine beğenmez. Bu kez de söylenir başkan.
Yaşlı çift başlar konuşmaya.
“O zaman açtınız ve hava yağışlıydı, üstelik de saatlerce yürümüş ve devlet sınavından çıkmıştınız. Biz ne verseydik size çok lezzetli gelecekti. Şimdi her şey elinizin altında ve elde etmesi çok kolay. En özenerek pişirdiğimiz yer elması o zamanki tadı vermiyor. Değişen sadece şartlar ve zamandır.”

Evet, geride bıraktığımız acı tatlı anılarımızı andıkça bazen özlem, bazen de buruk bir hüzün çağlar yüreğimize, hatta kimi ayrılıklarımız da vuslata özlem biçtirir, arzularımızı ve isteklerimizi tetikletir daha da çoğaltır.
Tattığımız haz ve tatlarımızda anılarımızı zaman zaman beslese de hızla koşan ve giden zaman gelmiyor geri. Gelmediği gibi kimi kez dost, kimi kez de en azılı düşmanımız olabiliyor zaman. Kimi kez de en iyi bir ilaç, özellikle sabırsız olduğumuz anlarımızda yumuşak bir yastık oluyor gönlümüze…
Bernard Show’a göre en iyi dost farklı bir gülümseme estiriyor yüzümüzde:
“Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.”
Aslında bir sözcük kâfidir o anı anlatmaya, gerisi bol bol sözcük kalabalığı…

Gelmiyor işte o an…

Emine PİŞİREN/Edremit-Akçay

6 responses to DEĞİŞEN ZAMAN MIYDI HAKİKATEN?

  1. Hilâl Erboyacı said on 27 Ağustos 2010

    “O zaman açtınız ve hava yağışlıydı, üstelik de saatlerce yürümüş ve devlet sınavından çıkmıştınız. Biz ne verseydik size çok lezzetli gelecekti. Şimdi her şey elinizin altında ve elde etmesi çok kolay. En özenerek pişirdiğimiz yer elması o zamanki tadı vermiyor. Değişen sadece şartlar ve zamandır.”
    ……………………………
    Sevgili Emine PİŞİREN, öyle can alıcı bir yerden ele alınmış ki düşünceler uzun uzun düşündürdü beni. Ve ne düşündüm biliyor musun ‘ Kaçırılan hiçbir an bir daha geri gelmez.’ Bu nedenle anın kıymetini bilmek çok önemli. Mutluluğun tanımı da burada gizli sanırım.

    “Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.”

    Yazının böyle bir sonuca bağlanması ise manidar. Çok kutluyorum mükemmel bir yazıydı. Anlarımızı keşfeden güzel dostluklara…

    Çok sevgimle…

  2. Mehmet KAHVECİOĞLU said on 27 Ağustos 2010

    DEĞİŞEN ZAMAN MIYDI GERÇEKTEN HAKİKAT-EN?
    TEBRİK EDER; PAYLAŞIMINIZI YÜREKTEN KUTLARIM…
    Mehmet KAHVECİOĞLU

  3. Gülay GÖKTÜRK said on 28 Ağustos 2010

    Bernard Show’a göre en iyi dost farklı bir gülümseme estiriyor yüzümüzde:
    “Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.”

    dost yüreğin dizelerinde zaman hakikatı sevgiyle nakışlanmış
    beğenerek okudum ve düşündüm gerçek dostlukları
    tebrikler
    sevgimdesin yedi veren gülüm

  4. Emine Pisiren said on 28 Ağustos 2010

    Değerli Şairim Mehmet Kahvecioğlu’na ve sevgili Gülay Göktürk Şaireme teşekkürler.
    Yorumunuzla yazıma anlam kattınız, gül kokulu yürekler…

  5. nursel said on 17 Eylül 2010

    inanın yazılarınızı okurken çok büyük bir haz duyuyorum öyle derin ifadeler yüklü ki her satırına hatta her cümlesine sayfalar dolusu kompozisyonlar yazabilirim diyorum kardeşliğimizin tadı bozulmasın zaman aşımına uğramaması dileğim saygılar

  6. Emine Pisiren said on 23 Eylül 2010

    Sevgili Nursel,

    ‘Yorumunuz yorgunluğuma ve tatlı telaşlarıma “bal” tesiri yaptı’ desem, inanır mısınız?
    Uzun zamandır aranızda aranızda yoktum ve yokluğumda paylaştığınız yazım emeklerinizi büyük bir iştahla okurken tesadüf ettim yorumunuza. Kardeşliğinizi hissettiren yüreğinize ve kaleminize sonsuz teşekkür ederim.
    Sevgilerimle

Yorum yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.