HAYAT VE MATEMATİK
Tem 7, 2010 at 08:42 Kategori: Beyin Fırtınası ve Testler, Genel Yazan: Ahmet Cetin Budaklar
|
İnsanoğlu Adem ile Havva’dan bu yana geldiği bu dünyada hep olayları gözlemlemiş ve bunun neden , niçin ve nasılının bir formülünü hep araya gelmiştir.Tabii ki bu formül arayışında hep ama hep matematik kullanagelmiştir.Ne zaman ki matematik kullanamamıştır o formül de bulunamamış ve o olayı da efendim sosyal olaydır , sanattır , kültürdür , felsefedir , insan faktörüdür , psikolojidir matematik yetmez denerek açıklamaktan kaçılmıştır.Halbuki hayatın her devrinde ve her anında matematik vardır ve bizim gücümüz yettikçe bunu bularak daha sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşamağa devam etmekteyiz. Ünlü fizikçi Stephen Hawking bir teoriyi şöyle tarif eder “Bulunan bir teorinin ömrü o teorinin hakiki hayatta tersi görülünceye kadardır.”.Bunun anlamı gerçek hayatta karşılaştığımız her olayı matematik ile izah edebildiğimiz kadar teori geliştirebiliriz ve bu geliştirdiğimiz teorilerin doğruluğu da yine hayatta karşılaştığımız olaylarla doğrulandığı ölçüde geçerlidir ve onun için insanlık devamlı arayış içindedir neden , niçin ve nasılı bulabilmek için. Tıpta matematik kullanılarak artık hayatın beyinde başlayıp beyinde sonlandığı çeşitli analiz ve sentezlerle ispat edilmektedir.hemen tüm rahatsızlıklarımızın temel nedeni beynimizi kullanamamakta yatmaktadır.Bu kullanım da beynimizi daha fazla tanımayı gerektirmekte bu ise daha fazla matematik kullanmamızı emretmektedir. Mühendis kökenli ama doktorasını felsefe üzerine yapan ve halen ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanlığı görevini sürdüren Prof. Ahmet İnam matematikle yaşamayı matematik sempozyumunda verdiği bu güzel tebliğle ne güzel anlatmış : Adres: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Felsefe Bölümü, 06531 Ankara, Türkiye Telefon: + (90) (312) 210 3141 Fax : + (90) (312) 210 7974 Oda Numarası: Z-43 E-mail : ainam@metu.edu. http://www.metu.edu.tr/~www41/ahmet-inam/matematik.htm MATEMATİKLE YAŞAMAK Matematik Sempozyumu 7 Haziran 2002 Bu tebliğin esas noktalarını şöyle özetleyebiliriz: “İnsan kaç dünyada yaşar? Şimdi hepimiz tek bir dünyada, yeryüzünde yaşadığımızı düşünüyoruz ve bu dünya hepimizce paylaşılan bir dünya. Ama aslında, o, yaşadığımız ortak dünyanın yanında, yaşayabildiğimiz değişik dünyalar da var. Bu nasıl oluyor? İşte matematikçi, gerçek anlamda matematikçi olmak, benim görebildiğim kadarıyla, matematikle uğraşmak, herkes için olan ortak bir dünyada yaşamaktır ama, bu dünyaya matematikle bakabilmek, bu dünyada matematikle yaşayabilmekle gerçekleşebilir. Çünkü, bu herkes için ortak olan dünyamızın içinde, birlikte yaşadığımız, paylaştığımız, üzerinde tartıştığımız, kavga ettiğimiz, sevdiğimiz, kimi zaman nefret ettiğimiz, aşık olduğumuz, acı çektiğimiz bu dünyanın içinde, değişik dünyalar var. Galiba ben bu ortak dünyanın dışında bir yerde bulunabiliyorum ki, bu hepimizce ortak dünyaya “dışarıdan” bakabilip,onu yorumlamaya çalışabiliyorum. Kendinizi düşünün, bir problem çözerken, eğer çok yoğunsanız çevrenizdeki herşey birdenbire kaybolur, zaman durur, etrafınızda bulunanlar, mekan, alışa geldiğiniz “saat zamanı” ortadan kaybolur, tamamen farklı bir dünyaya girersiniz. İşte ben sizinle bu “Matematikle Yaşamak” konulu söyleşimde matematiğin bu dünyası hakkında konuşmak istiyorum. Ben bir matematikçi değilim arkadaşlar, ama matematiği seven anlamaya çalışan biriyim. Daha doğrusu matematiği,birçok felsefecinin yapmaya çalıştığı gibi matematiksel düşünme ve onun işleyişi anlamında yorumlama yolunda değilim; matematiği dünyası ve o dünyada yaşayan insanlarla birlikte kavramak istiyorum. Buna çalışıyorum. Matematikçiler benim hep ilgimi çekmiştir. Nedenini açıklamaya çalışayım. Ne var matematikçilikte, matematikçi olmak neye benzer, matematikçi gibi yaşamak diye bir yaşama biçimi var mıdır? Ben olduğunu düşünürüm. Bir insanın matematikçi olmasının belli bir dünyada, belli bir tarzda yaşamasıyla çok yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Dünyalardan söz etmiştim ya, bu konuşmamın başında, bu dünyalardan dördünü açıklamaya çalışayım size. Matemetiğin nerede olduğunu, bu dünyalar arası ilişkilerden anlatmaya çabalayayım. Birinci dünya, hepimizin ortak olduğu dünya.Fiziksel bir dünyadır ve ortak bir dünyadır. Bu dünyayı yitirdiğiniz zaman mahvolursunuz; zaten bir çok akıl hastalıklarında bu dünya yitiyor, başkalarıyla ortak yaşama dünyasını kaybediyorsunuz ve o zaman tüm çevrenizle ve öteki insanlarla ilişkiniz kopuyor. Onun için ruh sağlığı, düşünce sağlığı açısından, birinci dünyayı, her nekadar çok dalgın, kendinden geçmiş bir insan olsanız da yitirmemeniz gerekiyor. Eskiden yitiren insanlar olurmuş. Büyük alimler. Mesela, bir profösör odasından çıkıyor, evini bulamıyor birtürlü. Kafası o kadar dalgın, o kadar kendini gömmüş ki uğraştığı düşünsel sorunlara. Şimdi akademik hayatta böyle insanlar göremiyorum. Tersine, öyle uyanık, iş bitirici, anasının gözü insanlar sarmış akademik yaşamı. “Acaba ben buradan kaç makale çıkartabilirim?” En iyi doktora tezi olabilecek konuyu nasıl bulabilirim?” “Hangi hocanın yanına gitsem de bir makale çıkarsam, bir yerden birşeyler kapsam” diyen insanlar dolaşıyor üniversitelerde. Yanlızca matematikçilerde değil, bütün akademisyenlerde, birinci dünyanın çok yoğun çalıştığını görüyoruz. Oysa birinci dünyada değil matematik. Bu dünyada matematik yok. Bu dünyada sayı yok. (Bu dünyada kavramlar yok! Hiçbir kavram yok!). Bu dünyada 3 tane kiraz var, 3 tane hıyar var, 3 tane araba var ama 3 yok. 3′ün olmayışı diğer sayıların da olmadığını gösteriyor. 3 yoksa diğer sayılar nasıl olacak, kök 2 nasıl olacak veya kökiçinde eksi 1 nasıl olacak, sayılar yok bu dünyada, demek ki matematik bu dünyada değil. Yani, bu dünyada matematiğin hiç bir nesnesine dokunamıyor, matematiğin hiç bir nesnesini öpemiyorum.Demek ki matematiğin hiçbir nesnesi birinci dünyada yok. Demek ki matematikçiler, olmayan seylerin peşinde kaptırmışlar habire onlarla uğraşıyorlar. Bunların hiç bir nesnesi yok. Bayağı bir düşündürücü birşey. Demek ki bu dünyanın dışında başka bir dünya olmalı ki( ahiret anlamında söylemiyorum ama!), öyle bir başka dünya olmalı ki, orada bu matematiksel nesneler olmalı; bu dünyanın ortak birinci dünyayla bir ilişki biçimi, haberleşme tarzı bulunması gerekir. İşte bu matematikçilerin yaşadığı dünyaya gidiş yollarından birisi,bu haberleşmeyi başarmakla olanaklı. Bunları anlatıyorum, çünkü matematik eğitimi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ben gerçi matematikçi değilim ama, hayatımın bir döneminde, genç yaşımda matematik dersleri verdim, uzun yıllar 10 yıl kadar, orta öğretim düzeyinde, üniversiteye hazırlık derslerinde deneyimler edindim. Ama bu deneyimler,hele o yıllar doktora tezim için gerçekleştirdiğim mantıksal düşünmenin fenomenolojisi ilgili çalışmalarımla birleşince bana matematiğin nasıl bir insan etkinliği olduğu konusunda görüş kazandırdı, kafamda matematiğin yapısıyla ilgili sorularla dolaştım yıllarca; matemetik eğitimindeki sıkıntılar üstüne düşünmeye çalıştım. Ben içinizdeki değerli hocalara birşey söyleyecek durumda değilim. ‘Tereciye tere satmak’ bizim kültürümüzde çok ayıp birşeydir. Kendi birikimimlerimi aktarmak istiyorum bu dünya teorisi yardımıyla. Birinci dünya ortak bir dünyadır ama, ikinci dünya, psikolojik bir dünya diyebileceğimiz bir dünyadır. Bu dünya, ortak olma özelliğini kimi zaman taşır kimi zaman taşımaz. Eğer yanımdaki bir arkadaşımla aynı duyguyu paylaşıyorsam, ikinci dünyamızda ortaklık olduğu söylenebilir. Gerçi, nereden bileceğiz aynı duyguyu taşıdığımızı soruları filan var ama oralara girmek istemiyorum. Birbirimizin gözlerinin içine bakıyoruz; bahar gelmiş,sevgilimle elele tutuşmuşuz, herhalde aynı ikinci dünyayı paylaşıyoruz. Kalpleri aynı dünyada, birinci dünyaları da ortak, ikinci dünyaları da. Nekadar güzel! Şimdi, matematik dünyasına girebilmek için, bu psikolojik dünyanın içinde uygun bir tavırla yaşayabilmek gerekiyor. Yani ikinci dünyası müsait olmayan insanların matematik özürlü insanlar olduğunu çok rahat görebilirsiniz. Yani bazı insanlar var ki (ben öğrencilerimde de görmüşümdür!) mümkün değil, kafasının matematiğe basması. Yani, matematik geçirmez bir kafayla dolaşıyor, hiçbir şekilde geçmesi mümkün değil kafasına matematiğin; sınıflarını geçebilir, hatta korkarım matematik öğretmeni bile olabilir, ezberleyerek, hiç anlamadan.Başka bir ikinci dünya yaşayışı gerekiyor, yani başka bir ruh hali, başka bir tutum gerekiyor. İşte bu, malesef bizim eğitim sistemimizde pek sözü edilmeyen çok fazla tartışılmayan bir şeydir. Matematik eğitimi açısından çok önemli bir soru da şu: Genç bir insanın. bir matematik gönüllüsünün, bir matematik aşığının, ikinci dünyasıyla nasıl bir ilişkiye geçmeliyim ki, o matematiksel problemlerin dünyasına (ki ben ona dördüncü dünya diyeceğim), dördüncü dünyaya geçebilsin? Nasıl bir yoğunlaşma, nasıl bir heyecan, nasıl bir ilgi olmalı ki, matematiği seven,matematiğe kendini vermek isteyen genç insanlar, matematiğin nesneleri ile karşı karşıya gelebilsinler onlarla ilişkiye geçebilsinler?. Belkide çoğumuz öyleyiz; ikinci dünya uygun olamadığı için matematik problemlerinin ve konularının azıcığını görüyoruz! Hah, tam göreceğiz, anlayacağız derken, aşağıya düşüyoruz. Bir daha çıkmak için, ne yapmak gerekir? Herhalde bu ikinci dünya dediğim psikolojik dünyanın, nörolojik ve fizyolojik temelleri de var. Bazı insanların beyin yapıları, sinir sistemleri, vücut yapıları, beyin beden bütünlüğü, aldığı eğitim ve çevresiyle olan ilişkisi, kişiliği, duygusal yapısı matematik dünyaya girmeye çok uygun olabiliyor. Bunlar çok uzun süre soyut alemde matematiksel dünyada dördüncü dünyada yaşayabiliyorlar. İkinci dünyalarımız, bizim hepimizin kendi bireysel dünyalarıdır. Kendi kafamızın içindeki, kendi kalbimizin içindeki, kendi heyecanlarımız, kendi dikkat gücümüz, kendi kıskançlıklarımız beklentilerimiz falandır. Ama üçüncü dünyamız ortak heyecanlar alanı olan dünyadır. Buna ben Türkçeden bir söz bulmak istiyorum. Buna matematiksel heyecan alanı veya matematiksel aşk alanı veya matematiksel aşk dünyası diyebilirsiniz. Sanıyorum birçok arkadaşımızda bu üçüncü dünya yoktur. Yani ikiden dörde sıçrıyorlar. Bu ne demek? yaptıklarından aşk duymuyorlar. “Burada bir ispat var, bunu yapacağız; bir problem var bunu çözeceğiz. Sınıfını geçmek için bunu yapacaksın. Biran önce bu ispatı yapalım da yemeğe gidelim veya maç seyredelim” sözleriyle örnekleyebileceğimiz, memur kafalı matematikçi tipini sorgulamak gerekir. Dördüncü dünyaya ikiden sıçrayabilen, kurnaz, iş bilir, heyacansız insanların üçüncü dünyasızlığının matematik eğitimini olumsuz yönden etkilediğini düşünüyorum.Bir matematikçi düşünün ki aşk dünyası yok arkadaşlar! Olması gerekir mi gerekmez mi? Onu da sizlerle tartışmak isterim. Bunu yalnız matematikçiler için söylemiyorum. Her akademik alanda, her entellektüel çabada, sanatta da böyledir. Memur şair vardır. Bir de aşk dolu şair vardır. Memur fizikçi vardır. Memur fizikçi zeki adamdır işte, ikinci dünyası çok uygundur. Ordan dörde geçip birşeyler yazar. Oradan onu profesör yaparlar. Bilmem hangi kurumun başkanı olur. Ama, fizik apayrı birşeydir. Fiziği içinde duyabilmenin, ve onun heyecanıyla dördüncü. dünyaya gidebilmenin coşkusuyla yaşama alanı işte üçüncü alan. Bence eğitimde hem iki hem üç çok önemlidir. O yüzden matematik eğitiminde öğretmenlerin böyle dünyaların varlığını öğrenciler aktarması gerekir. Kavanoz dibi gibi gözlüklerini takmış, heyecansız, anlamsız bakan gözleriyle bana matematiği zehir eden hocalarım oldu. Kaşları çatık, garip şeyler yazıyor tahtaya. Ondan sonra korkarak bir soru sorduğum zaman azarlıyor. “Aptal bunu görmüyor musun? Bunu anlamayandan matematikçi mi olur? ” “Allah Allah” diyordum kendi kendime, “ne ilahi birşey bu matematik, herhalde bizim buna aklımızın ermesi mümkün değil”. İkinci dünyam böylelikle depremlerle dolu oluyor, yaralar alıyor. Ben belki, o yanlış ve hasta hocam olmasaydı dördüncü dünyaya çıkabilecektim. İkinci dünyamı biraz okşasaydı. Bana sevdirseydi matematiği, üçüncü dünyayla tanıştırabilseydi; örneğin “sen vasat zekalı birine benziyorsun ama fena da bir adam değilsin. Şunu şunu çözebiliyorsun” deseydi; belki argo deyimle beni gaza getirseydi, belki çok büyük bir matematikçi olamazdım ama, matematik aşığı olup dolanıp dururdum. Heyecan duyardım, belki bazı insanlara: “Matematik var ya acaıp bir dünya; şiiri filan bırakın da matematikle uğraşın. Neden müzik dinliyorsunuz? Bakın size korkunç heyacanlı matematik problemleri getireceğim, bir başlayın şiir kitabı okumuş gibi, müzik dinlemiş gibi, ciltlerle roman okumuş gibi olursunuz;matematiği bir sanat yapıtını yaşar gibi yaşayabilirsiniz. Çünkü, bu dünya uzak bir dünya değildir. Bu dünya korkunç bir dünya değildir” diyerek üçüncü dünyayla tanıştırmak isterdim onları. Bu konuda bir çok arkadaş bir çok kitap yazıyor. Gerçekten matematikle yaşamayı sevdirmek gerekiyor. Çünkü bu dördüncü dünyaya çıkabilme, soyut kavramlar dünyasına çıkabilmek demektir. Dördüncü dünya, yalnızca matematik alanını kapsamıyor. Bunda her türlü soyut düşünce, hertürlü kuramsal düşünce vardır. İşte bu dünyaya çıkabilecek insanlarımızın olması, bizim kültürümüzün zenginleşmesi ve genişlemesi demektir. Biz de bu dünyaya çok değerli ve yaratıcı bilim adamları armağan edebiliriz. Bizde bu donanıma sahip insanlar olduğuna inanıyorum. İkinci dünyası uygun çok genç insanımız var. Ama biz üçüncü dünyayı onlara duyaramadığımız için, o heyecanı, o aşkı, o coşkuyu veremeyip, o teşviki, o yardımı yapamadığımız, hep bir memur gibi çalıştığımız için, hep soruna dar kafalı baktığımız için, kendi ruh alemimizi çok iyi tanımadığımız, tanıyamadığımız için, gençlere bilgilerimizi aktarırken bu hastalıklı yanımızı da aktarmış oluyoruz. Kendi komplekslerimizi, aşağılık duygularımızı, yalnızlığımızı, çaresizliğimizi, matematik öğretirken çocuğun yüzüne vurmuş oluyoruz. Bunu çoğunlukla farkına varmadan yapıyoruz. Bir eğitimcinin buna çok dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü çok az insanın başarabileceği ve çok az insanın girebileceği bir dünya gibi gösterirsek. dördüncü dünyayı, bu dünyaya giremiyenleri de sürekli olarak aşağılarsak, küçümsersek ve bu eğitimcilik olmaz. Herhalde matematiğe yapılmış çok büyük kötülük olur diye düşünüyorum. Üçüncü dünyanın heyacanını yansıtacak matematik tarihinden,matematikçilerin hayatından örnekler sunabilir, matematik eğiticisi. Bunları ders kitapları yazmıyor, ders kitapları sadece ispatın sonucunu yazıyor ama bu ispata giden insan neler çekmiş, hangi duygulardan, ne gibi fırtınalardan, ne gibi çabalardan, yorgunluklardan, çilelerden geçtikten sonra bu ispatı yapabilmiş bunu anlatabilirsiniz. Bunu anlayabilir karşıdaki ve matematiği sevebilir. Matematik bir insan etkinliği, herhangi biri, vasat zekalıda olsa matematiği anlar, onu sevebilir, yaşamına belli bir ölçüde matematiği katabilir. Matematiğin dördüncü dünyasına saygı duyabilir. Matematikle hayatını ve yaşadığı evreni anlamaya çalışabilir.. Kainatı ve hayatı anlamak, matematiği anlamaktan geçiyor belki. İnsanlar arasındaki iletişim sorunlarını çözebilecek uygun bir dili, belki matematik dili ile insanlar bulacak. Henüz böyle bir dil, şu andaki matematik bilgimizle olanaklı gözükmüyor, belki bir gün gelecek matematik o kadar gelişecek ki, eğitilmesi ve öğrenilmesi o kadar kolay olacak ki, insanlar birbirleriyle matematik dili ile konuşacaklar, bütün dünyanın ortak dili belki de matematik olacak.” İşte hayatın her bir zerresini matematik kullanarak araştırmak , anlamak ve bundan zevk alarak daha başka araştırmalara girmek ve daha daha arayarak , anlayarak hayatı keşfetmek her halde hepimize irili ufaklı olarak düşen en büyük görevdir diye düşünüyorum. Ne mutlu hayatın tadını matematikle renklendirenlere! Ahmet Çetinbudaklar 05.05.2007
|























Birinci dünya, hepimizin ortak olduğu dünya.Fiziksel bir dünyadır ve ortak bir dünyadır. Bu dünyayı yitirdiğiniz zaman mahvolursunuz; zaten bir çok akıl hastalıklarında bu dünya yitiyor, başkalarıyla ortak yaşama dünyasını kaybediyorsunuz ve o zaman tüm çevrenizle ve öteki insanlarla ilişkiniz kopuyor. Onun için ruh sağlığı, düşünce sağlığı açısından, birinci dünyayı, her nekadar çok dalgın, kendinden geçmiş bir insan olsanız da yitirmemeniz gerekiyor.
………………………………………..
Saygıdeğer Ahmet Çetinbudaklar, önce değerli yazınız için kutluyorum sizi.
Şöyle bir an geçmişe döndüm, lise yıllarımı düşündüm. Onuncu sınıfa geçtiğimde idealim olan Edebiyat bölümünü seçmiştim.-O yıllarda Edebiyat ,Matematik, Fen diye ayrılırdı bölümler- Matematik öğretmenim Matematiği seçmediğim için kırılmıştı bana. Yaşamımı Edebiyatla iç içe geçirmiş olmama rağmen öğretmenimin bana bu konuda değer vermesi Matematiğe hep sempatiyle bakmama neden olmuştur.
Öğrencilerimden de gözlemlediğim, Matematik zekasına sahip olanların sağduyusu ve yaşama bakışının hep farklı olduğu noktasındadır.
Matematiğin kainatın sistemli akışından doğduğunu söylesem farkına varmadan haddimi aşmış olur muyum?…
Çok saygım selamlarımla…..Teşekkürlerimi gönderiyorum…
Saygıdeger Hilal Erboyacı , zarif degerlendirmeniz icin size ne kadar tesekkur etsem yetmez , tabii kainatin her zerresinde matematik mevcuttur bunu gorenler vardır ortaya cıkarlar ve bize yol gosterirler Newton gibi , goremeyenler vardır her olayı rastgele sanırlar beyhuse z<aman ve enerji kaybederler , siz farkında olanlardansınız ne mutlu size.
Sealm ve sevgi ile
Değerli Arkadaşlar…müsaadenizle , ” Hayat ve Matematik ” yazısı ile ” Edebiyat Galerisi.net ” ‘e yepyeni ufuk açan Sayın Ahmet Çetinbudaklar Beyefendi/ye tebrik ve teşekkürlerimi ifade etmek istiyor…işbu temelde ve yeni dönemle daha başarılı olunacağı inancımı sizlere arz etmek istiyorum .
Ast kat/lar ve Üst kat/lar parametrilerilerinden =(eşittir) elde edinimler toplamı idi ” geçmiş/atıl matematik (apsis/ordinat matematiği) ” , ………….hayır ; küresel parametrik değer analizlerinden sentezlenme kaabiliyeti doğal/geliştirilmiş matematikçi kendi hipotezini , boyut+ boyut katarak üretmediği müddetçe ” metronom projeler” üreten” facit bir matematik ” iradenin mahkumu olur . Çünkü 2X 2 = 4 değildir…bir başka deyiş ile ” mutlak değeri ortaya koymaz…pekala nedir… ?
Teşekkürler Beyefendi ,
Tunçluer
Esas ben size tesekkur borcluyum Sayın Serdar Tuncluer nasıl guzel anlatıyorsunuz matematik kurallarını , toplaya toplaya carpmaya gidisi ve carpa carpa entegrale cıkısı , aksi istikamette de cıkara cıkara bolmeye gidisi ve bole bole tureve varısı hatırlattınız bana ki kainatımızda butun bu islemlerin sonuclarını izliyoruz , izleyebildigimiz kadar tabii
Selam ve sevgilerimle
ahmet cetinbudaklar