BU KAÇINCI…
Nis 30, 2010 at 23:20 Kategori: Genel Yazan: Fahrettin Donmez
BU KAÇINCI…
Bu kaçıncı bahar, kaçıncı yeniden canlanma doğada… Bıkmadan ölüp sonra dirilmek… Kaçıncı dal budak sarış, filiz veriş, yapraklanış, çiçek açış… Bu kaçıncı meyve, sebze sunuş biz vefasız ve sevgisiz insanlara… Bilmiyorum bilemiyorum. Bilmek de istemiyorum.
Bu gün yaş kemalini bulmuş, beden sonbaharın yaprakları gibi sararmaya, büzüşmeye ve rengini kaybetmeye başlamış… Bu beden, kaç mevsim direndi, kaç mevsim giyindi ve soyundu onu da bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. İstemiyorum, çünkü geçen günlerin bir anlamı kalmadı artık…
Ne kuşun, kelebeğin kanadındaki renk çümbüşü, ne masmavi gökyüzü, ne deniz, ne yer, ne toprak, ne su, ne şu, ne bu; hiçbiri ilgilendirmiyor beni… Ne geçmişe özlemim var artık, ne geleceğe umutla bakışım… Ne gülümseyen yüzlerdeki neşe ve mutluluk umurumda… Ne çılgın kahkahalar… Ne sevgi, aşk, muhabbet ve insanca heyecan… Hiç biri umurumda değil… Ne çocukluk arkadaşlarım, ne gençlik dostlarım, ne sonrakiler… Ne şu, ne bu hiçbiri beni ilgilendirmiyor. Sildim yüreğimden, bir tuşla attım çöp sepetine…
Benim, anılarımda yaşayan, ya da anılarımda yaşatmak için zorlandığım silik, flu, hayal meyal hatırlamaya çalıştığım birkaç suret var. Bir zaman sonra, belki bu gün, belki yarın onlar da silinip gidecek hayal perdemden. Keşke hiç düşmeseler hayal perdesinin üzerine, keşke hiç kıpırdamasalar; donup kalsalar, o perdenin üzerinde bir taş gibi hareketsiz ve sukut içinde öylece kalsalar… Gözleri bana bakmasa, kolları bana uzanmasa; soluklarını ensemde hissetmesem; öylece çekilip köşelerine kendileriyle yaşasalar. Beni terk etse o birkaç hayal… İyi ve kötü günlerimizi, acılarımızı, üzüntülerimizi, kederlerimizi, sevinçlerimizi, paylaştığımız günleri İkide bir bana hatırlatmasalar. Ama olmuyor, o kadar acımasız hayaller ki bunlar kovsam da gitmiyorlar düşüncelerimden… Karlı dağlardan, erimiş kar suyu uzatıyorlar bana; “Al, sana kar getirdik!” diyorlar. Dalında alımıyla caka satan çeşitli meyveleri sunuyorlar bana, beklemekten pörsümüş, bozulmuş meyvelerle avutmaya kalkıyorlar beni… Renkleri siyahlaşmış, kurumuş gülleri, karanfilleri koklayıp mutlu olmamı istiyorlar benden… Ya o kır çiçekleri?
Oysaki ben gönül evimden derlediğim, gülleri, karanfilleri, kır çiçeklerini dalında örselemeden, kırmadan sunmuştum onlara… Karların en beyazın… Yüreğimde saklayarak… Yalansız, riyasız sevmiştim hayal perdesinden silemediğim o hayalleri… Şimdi sunamadığım çiçekler kurudu ellerimde, karlar eridi gönlümün yangınından… Gene de incinmesinler diye avuçlarımı kapatmadım. Öylece kalakaldım.
Düşlerim yorgun, ben yorgunum. Çılgınca yumruklar yemiş bedenimde takat kalmamış… Yüreğime yıllar önce ektiğim sevgi tohumları hâlâ büyümekte… Yüreğimin ortasından filiz vermek için çırpınıyor, ama nafile… Ateş oksijen olmadan nasıl yanmazsa; tohum da güneş, toprak ve susuz filiz veremez, yaşayamaz.
Şimdi çocukluğumdan başlayarak gençliğe, oradan bu günlere kadar yüreğimde sakladığım bütün anılarımı astım kancaya… Bakıp gülüyorum arada bir… Hırçın bir çocuk gibi karşılarına geçip iç geçiriyorum hırsla… Arada bir alıyor ve okşuyorum onları büsbütün yok olmasınlar diye… Sonra tekrar asıyorum kancaya, karşılarına geçip yeniden iç geçiriyorum. Ve sonra gülüyorum…
“Hadi bakalım, sizler de gülünsene… Bakın ben gülüyorum” diyorum. “Gülebilirseniz…”























Şimdi çocukluğumdan başlayarak gençliğe, oradan bu günlere kadar yüreğimde sakladığım bütün anılarımı astım kancaya… Bakıp gülüyorum arada bir… Hırçın bir çocuk gibi karşılarına geçip iç geçiriyorum hırsla… Arada bir alıyor ve okşuyorum onları büsbütün yok olmasınlar diye… Sonra tekrar asıyorum kancaya, karşılarına geçip yeniden iç geçiriyorum. Ve sonra gülüyorum…
“Hadi bakalım, sizler de gülünsene… Bakın ben gülüyorum” diyorum. “Gülebilirseniz…”
…………………
Acı bir şekilde mi?!…
Boş verin. Her şey bir öğrenme değil mi zaten. Eminim bu darbelerden ne çok şey kazandık. Kaybettiklerimiz mi? Değmez düşünmeye bile…
Canımız sağ olsun. Yeter!
Çok sevgim selamlarımla…. Tekrar okuyabilmek sizi ne güzel…..
Düşlerim yorgun, ben yorgunum. Çılgınca yumruklar yemiş bedenimde takat kalmamış… Yüreğime yıllar önce ektiğim sevgi tohumları hâlâ büyümekte… Yüreğimin ortasından filiz vermek için çırpınıyor, ama nafile… Ateş oksijen olmadan nasıl yanmazsa; tohum da güneş, toprak ve susuz filiz veremez, yaşayamaz.
Şimdi çocukluğumdan başlayarak gençliğe, oradan bu günlere kadar yüreğimde sakladığım bütün anılarımı astım kancaya… Bakıp gülüyorum arada bir… Hırçın bir çocuk gibi karşılarına geçip iç geçiriyorum hırsla… Arada bir alıyor ve okşuyorum onları büsbütün yok olmasınlar diye… Sonra tekrar asıyorum kancaya, karşılarına geçip yeniden iç geçiriyorum. Ve sonra gülüyorum…
****
hoş geldiniz iyiki geldiniz özlemiştik..
gülümsetsenizde karamsar bakışınız üzdü
geçmişen geleceğe bakmak gibiydi
hayat labirentlerin her basamağı
duraklatır düşündürür
yenik düşmeye gör bir hele bak nasıl ezer
her daim gülümsemeniz dileklerimle
saygılarımla sağlıcakla kalın