Nihat Coskun

tarafından

UMUT ÖYKÜLERİ

Mar 31, 2010 at 10:51 Kategori: Gezi Yazılarınız, Öykü Yazan: Nihat Coskun

http://www.e-kartturkiye.com/kartlar/trabzon/662.jpg
KERPİÇ DUVARLARDAN YÜKSELİYORDU UMUT

Umudun kerpiç duvarlardan yükselişini izliyordum her şafak vakti. Umut yeniden doğuyor , yeniden yeşeriyor kül rengi sokaklarda.Yaşamın bitmeyen döngüsünde kendi kapanlarından sıyrılıp yaralarını sarmaya çalışan binlerce  işçinin yarınlara uzanan bu dar sokaklardaki mücadelesi değimliydi umut.Yaşama karşı koymak değil miydi,merhaba demek yeni güne.Ne getireceğini bilmeden umutla beklemek değil mi yarını. Belki de iki odalı bu evde diğerleri gibi aynı yazgıyla adımlıyordu yaşamı.

Ufak penceresinden sabahın o kokusunu çekerek yatağından sıyrılıp çıktı. Dikkatlice odayı adımlamak zorundaydı, yer yatağında yatan çocuklarını uyandırmak istemiyordu. Kapıyı dikkatlice araladıysa da eski olan kapının gıcırtısını engelleyemedi. kapının gıcırtısını da çözmesi gerekecekti. Şu an  yeni kapıya ayıracak parası yoktu. Yüzünü yıkayıp hazır olan kahvaltısını yaparken okuyan oğullarına nasıl para ayarlayacağını düşünüyordu. Yıllar önce köydeki topraklarını bırakıp şehre gelmişti çocuklarının geleceği için. Kendi elleri ile her bir tuğlayı koyduğu bu evden başka güvencesi yoktu.

Bir ahbabının aracılığı ile O.D.T.Ü ye işçi olarak girmişti. Her yürek kendi yoluna vuruyordu. İşçi babanın umudu,yarına bakışı,ellerindeki nasır ve güneş yanığı teni karşı koyuş değil miydi. Yedi yürek taşıyordu yüreğinde. Belki de hiç yaşamadı kendini.Yedi yüreğin yaşama akan kanallarını açıyordu.Yorgun,hasta düşse de yılmıyordu.Farkındaydı;kendi yaşantısı bu kanallardan akıp yedi ayrı umuda açılacaktı.

Evinin derme çatma penceresinden okyanusu görüyordu.Okyanusun kokusunu çekiyordu içine.Bahçesindeki su birikintisi değildi. O hep uzaklara,aydınlık ufuklara bakıyordu.Bir yandan ailesi öte tarafta bir dünyayı yeşertmek için veriyordu onurlu mücadelesini.Önce kerpiç evinin ışıkları yanmalıydı;sokağın,şehrin,ülkenin.Her gece yıldız topladı aydınlıklar düşmesin diye karanlığa. Zor yıllardan geçiyor du ülke herkesin saflarını belirlediği.O insanlıktan, onurdan yana tavrını almıştı zaten. Emeğin yanında aldığı tavrı yaşamıyla besliyordu.

Yaşam ona umudu hediye etmişti. Direnmeyi, karşı koymayı.Hava aydınlanmaya başlamıştı.Artık çıkmalıydı.servisi kaçırmak istemiyordu. Eşinin eline sıkılarak bıraktığı az bir paranın çok bir şeye yaramayacağının bilincindeydi .Yavaşça dış kapıdan süzüldü. Yıllar olmuştu aynı şeyler vardı yaşantısında gün ve gün ağırlaşan şartlar altında bedeni büyük hasarlar görmüş,buna rahmen hasta bedenini önemsemeden çalışmaya devam ediyordu.

Çalışmalıydı;okuyan çocukları onun için kendinden önemliydi.Neyse ki ufak çocuğu yoktu kendine bir şey olsa bile onlar ayakta kalacak kadar büyümüşlerdi.Onlara bir yaşam sunmuştu.Bunun farkındaydı. Gurur duyuyordu onlarla. Onların geleceği için çok sevdiği köyünden kopuşunu hala atamamış hala özlemini çektiği köyünün hayalini taşıyordu. Her ne kadar okuyamamış olsa da kendini yetiştirmeyi bilmiş yanından ayırmadığı kitaplarıyla cahil kalmamayı başarmıştı. Kitaplara karşı açtı.Sürekli araştırıyor okuyor,okuduklarını anlatıyor,paylaşıyordu çocuklarıyla.

İlerlemiş yaşına karşın ne kadar öğrenecek şey olduğunu anladıkça daha çok sarılıyordu.Yaşam deneyimleriyle,yaşama bakışı karşı duruşuyla o aydın kimliğini hak ediyordu. Kendine ait bir şeyler kalsın diye öykü yazmaya karar vermiş yılların birikimini anlatmak için ayrı bir araştırmaya başlamıştı. Artık kendisine zaman ayırmak istiyordu. Kısa bir zaman sonra emekli olmak istiyor ömrünün geri kalanını kendine ve çocuklarına adamak istiyordu.

Yıllar önce şehre ilk geldiğinde ürpermişti.İçinde beslediği korkular,endişeler birer birer yok olmuş yerini kökleri derinlere uzayan umuda bırakmıştı.Kerpiç duvarlarda umudu ördü belkide.Umut harcı oldu o duvarların. Umudu ördüğü bu evde yeni filizler köklerini salmıştı toprağa. Eşini düşündü.Bu uzun yürüyüşün yoldaşıydı. Onun için daha zor olmuştu beklide yaşam. Bir yanıyla hala atamadığı köylü yanını doğallığını koruyarak öğrenmişti oda emeği, aydınlığı,yoksulluğun derinlerde saklanan nedenini.anlamıştı ki karanlıklar ancak onurlu mücadelelerle aydınlığa ulaşacak.

Eşi en büyük yoldaşıydı.Yaşamı örerken oda yükünü azaltmıştı sırtındaki.Akşam iş dönüşü eşine artık emekli olacağını çocuklarına daha çok zaman ayırmak istediğini söyledi.Karşısında ki o iki göz tek kelime söylemese de anlatmıştı kafasındakini.Kısa bir zaman sonra emekli oldu.Artık omuzlarındaki yük azalmıştı.Çocukları torunları ve sevdikleriyle doya doya zaman geçirecek kafasına koyduğu öyküyü yazabilecekti. Günlerini okuyarak geçiriyor çocuklarıyla sohbetlerle yeniden örüyordu yaşamı.

Yıllardır ihmal ettiği hastalığı da ayrıca zamanını almaya başlamış birde hastalığı ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Bacaklarında şeker hastalığına bağlı yaralar çıkıyor yürümesini zorluyordu. Öyküsü en önemlisiydi. O sürekli yazıyor okuyor araştırıyor.Hızlı davranıyordu. Belki de yaşamında bu kadar telaşlı hiç olmamıştı. Sanki yaşamla sürdürdüğü bir  yarıştaydı. Yazdığı her cümleyi her akşam çocuklarıyla değerlendiriyor onların fikirlerini alarak ilerliyordu. Onca emekten sonra kitabın taslağı hazır hale gelmiş matbaaya verilmesi kalmıştı. Üzerinden bir yük kalkmıştı.mutluydu.

Kerpiç duvarlara bakıyor aklına anılarla örülmüş bir geçmiş tarih geliyordu. Onurundan bir şey kaybetmemenin gururunu yaşıyordu. Yaşamı elleriyle şekillendirmiş yedi aydın dirençli çocuğun yaşam kanallarını açmış onların yaşama akışını izliyordu şimdi. Yaşam seni yendim diyordu artık ölümün kıyısında yüzdüğünü fark etmişti. Gün ve gün ilerleyen hastalığı artık bedenini taşıyamaz hala getirmiş ve yaşamın derinlerine saldığı kökleri düşünerek ayrılmıştı. Öyküsünün sonuydu bu.  Bastonuda sanki onunla ölmüş yanında sessizce uzanmıştı diye sonlamıştı öyküsünü de.

Şimdi senin kerpiçten ördüğün her bir tuğladan yeni umutların fışkırma zamanı.Yaşamı yüreğiyle kavrayan yeni köklerin derinlere tutunma zamanı. Bu duvarlar umutla örülü sevgiyle aydınlıkla örülü. Bu duvarlarda emek alın teri ve umut yeşerir.bu duvarlar yoksulluğun umutla yıkılacağı büyük mücadelelerin yeni işçileriyle tanışıyor

Şimdi mezarında umut şiirleri okunuyor. Karanfiller sunuluyor, ant içiliyor onurlu yaşamlara.Ölmek değil senin ki;  Yeniden her gün yeni kerpiç duvarlar örülecek, yeni umutlar yükselecek .

Kerpiç duvarlar gebe şimdi yeni umutlara.

Ve kerpiç duvarlar yeni umutlara yükseliyor.

Umudun, umudumuzla büyüyor şimdi.


http://img220.imageshack.us/img220/2815/estrelacolorim4la6.gifNot:Vural coşkun anısına ‘yaşama ve yaşantımıza kattığın onur ve mücadele için binlerce teşekkür’’
NİHAT COŞKUN

1 response to UMUT ÖYKÜLERİ

  1. Emine Pisiren said on 02 Nisan 2010

    Ufak penceresinden sabahın o kokusunu çekerek yatağından sıyrılıp çıktı. Dikkatlice odayı adımlamak zorundaydı, yer yatağında yatan çocuklarını uyandırmak istemiyordu. Kapıyı dikkatlice araladıysa da eski olan kapının gıcırtısını engelleyemedi. kapının gıcırtısını da çözmesi gerekecekti. Şu an  yeni kapıya ayıracak parası yoktu. Yüzünü yıkayıp hazır olan kahvaltısını yaparken okuyan oğullarına nasıl para ayarlayacağını düşünüyordu. Yıllar önce köydeki topraklarını bırakıp şehre gelmişti çocuklarının geleceği için. Kendi elleri ile her bir tuğlayı koyduğu bu evden başka güvencesi yoktu.

    Bir ahbabının aracılığı ile O.D.T.Ü ye işçi olarak girmişti. Her yürek kendi yoluna vuruyordu. İşçi babanın umudu,yarına bakışı,ellerindeki nasır ve güneş yanığı teni karşı koyuş değil miydi. Yedi yürek taşıyordu yüreğinde. Belki de hiç yaşamadı kendini.Yedi yüreğin yaşama akan kanallarını açıyordu.Yorgun,hasta düşse de yılmıyordu.Farkındaydı;kendi yaşantısı bu kanallardan akıp yedi ayrı umuda açılacaktı.

    ***

    Değerli Yazarım, Güzel Yürek, Asil İnsan,

    Öyle mutlu oldum ki okurken…

    Ve bir o kadar da dalgalandı gönlüm…

    İpliksi bir sızı yayıldı sol yanıma…

    Dört yaşında vedasız giden o insanı, bize canından can veren babamı anımsadım…

    Yıllar sonra bende varmıştım babamın yaşadığı, kendi elleri ile sıvadığı kerpiç duvarlara dokundu ellerim…

    Bilmem mi o kerpiç duvarların ardındaki gerçek yaşam öykülerini…

    Asıl önemli olanı ise ne biliyor musunuz şairim?

    Geçmişten geleceğe uzanan bu yaşam merdivenlerinde, geriye baktığımızda “ne çok merdiven” çıktığımızdır…

    Ve vefamız…

    İşte an asılı da nerden nereye ulaştığımız olduğu gibi bize yaşam sunan, gelecekteki duruşumuzu kazandıran atamıza olan sadakat duygularımız ve vefamızdır…

    Şimdi edebi dinlencesinde olan o asil insanlarımızın yattıkları mekan nurlarla dolsun…

    İyi ki varsınız şairim…

    Teşekkürler duygu ve yaşam gerçeği emeğinize…

    Sevgi ve ışıkla

Yorum yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.