Çocuk ve İnternet
Mar 31, 2010 at 16:49 Kategori: Kitap Özetleri ve Eleştirileri Yazan: Osman Tatli

SANAL DÜNYAYA SANAL BAKIŞ
Erdemler derinlerde iz bırakarak yavaş yavaş ilerlerken, teknoloji bir o kadar sığ ve hızlı ilerlemektedir. Erdemlerin insan hayatına yansımasının farklılığı yanında erdemlerle hayatı süsleyememenin sıkıntısı yaşanmaktadır. Arzular bizi sürekli, geçici olan isteklerin peşinde koşturup bizi kendi gerçeğimizden uzaklaştırmaktadır. Farklı kimliklerle hayatı tüketmeye yelteniyoruz. Böyle olunca erdemleri yaşama hazzını yaşayamamanın sıkıntısını sürekli çekiyoruz. Yalnız teknolojinin insana kazandırdığı yüzsüzlük olsa, bilgiyi kendi savunmamız için seferber etmeyi tercih ediyoruz. Böyle olunca konuşmanın kolay, eyleminse hiç olmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Artık okumak eylemi, yaşamın derinliklerine giden bir yol değil, bilgiyi çıkarlar adına kullanma haline döndü…işte bilginin kolay ulaşıldığı ama bir o kadar kontrolsüz ve baştan çıkarıcı olduğu alanlardan biride internettir.
İnternet sayesinde bir bedende iki kişiliğin varlığını daha rahat algılamaya başladık. Oturtulamamış kişilikler; ilgisiz, sevgisiz büyüyen ve bunu yaşlarına rağmen telafi edemeyen ya da aşamayan bireylerin kaçış yolu haline geldi internet. Bilgisayar başına geçenlerin çok ama çok farklılaşması başlı başına ayrı konudur. Buradaki amacımızı aşmaktadır. Biz burada önce akademik sonra annelik kaygılarıyla kaleme alınan H. Ferhan Odabaşı’nın eleştirisini yapıp sonra ‘Çocuk ve İnternet’ üzerine klasikte olsa gözönünde tutulması gereken bilgileri maddeler halinde vermeye çalışacağız.
“Amerika’da ebeveynlerle yapılan bir araştırma sonucuna göre, anne babaların İnternet’i tüm yönleriyle öğrenmeyi çok istedikleri, ancak vakitleri olmadığı için konuya fazla odaklanmadıkları ortaya çıkmıştır. Bizde de sorunun farklı olduğunu sanmıyorum…”
Akademisyenlerimiz hala fil dişi kulelerinde ahkam kesmeye devam ediyorlar. Ve hala Batı’nın ve Amerika’nın verilerinin toplumları için geçerli olduğu safsatasına kendilerini kaptırmışlar. Kendini akademisyen olarak tanıtan Odabaşı uzmanlık görüntüsü içerisinde halka bir şeyler öğretme düşüncesiyle hareket etmiş. Aslında halktan kopuk verilerle dünyayı gören bir anlayışla olaya yaklaşmakta. Acaba hiç mi yüzünü sokağa çevirip bir anne-babanın kolundan tutarak İnternet ile ilgili düşüncelerini sormak aklına gelmedi. Her halde yaşadığı fil dişi kulesinin çevresinde İnternet Caferlerde[1] yoktu. Gönül isterdi ki bilgiyi paraya dönüştürme eğilimi burada da yapılmasıydı. Dolaysıyla kitap ya etiket ya da ticari amaçlarla yazılmış görüntüsü kazanmaktadır.
Odabaşı’nın kitap boyunca Avrupa’daki ve Amerika’daki halktan ve çocuklardan örnekler vermesi bu kitap kime hitap ediyor sorusunu zihinlerde uyandırıyor. En basit konularda referanslarımız yabancı kaynaklarla dolup taşıyor. Odabaşı’nın kendisini kaynak göstermesinin dışındaki kaynakların yarısından fazlası yabancı kaynakları referans göstermiştir.
Bilmek yerine rahatlamayı tercih etme düşüncesine sahip fertlerin kaçış alanı haline gelen İnternet zaman tüketmenin aranan materyali olmuştur. Zaman bilincinden yoksun, sorunları çözme yerine duygusal yaklaşımlardan kurtulamayıp, kaçmayı tercih etmesi İnternet’i tüketici hale getirmiştir. İnternet’e girenlerin çoğunun incir çekirdeğini doldurmayacak chat ve paparazzi merkezli uğraşları yarınların bireylerini nelerin şekillendirdiği konusunda ipuçlar vermektedir.
Son dönemlerde bilinçsiz ailelerin çoğalması ve çocukların yaşadığı bulanımlar yüzünden çocuklar cafelere yöneldi. Bilgisayar oyunlarının yanında chat yapan çocukların sıkıntılarını atmak için tanımadıkları insanlarla tanışma yoluna gitmesine neden olmaktadır. Zihni yormayan, merak duygusunu artıran bilgisayar kitapların ve derslerin yerine geçmiştir. Aileler bunun önüne geçememektedirler. Cafelerin çocuklara potansiyel gelir gözüyle bakmaları, büyüklerin çocukları kendileriyle eşdeğer zannederek olaya yaklaşmaları işin çığırından çıkarmıştır. Aileler bilinçsiz de olsa gidişatın tehlikeye yol açtığını fark etmelerine rağmen çaresiz kalmaktadırlar. Çocuklara bulaşan mikrop giderek yayılmaktadır…
İnternet’in oluşturduğu insan profili üzerinde ciddi araştırmalar gerekmektedir. Odabaşı’nın ‘İnternet ve Çocuk’ bunun için başlangıçtır diyemiyoruz bile. Odabaşı gelişmelerden habersiz yabancı biri gibi durmaktadır. Genel yaklaşımlar dışında özgünlük yoktur. Elle tutulur çözüm önerileri de bulunmamaktadır. Sadece şunu belirtmek istiyorum: Kitap var olan tehlikeyi haberdar etmektedir. Yalnız geç kalınmış bir haberdir. Çocuklar bilgisayarın cazibesine girdiler. Görünen o ki aile yapısı değişmedikçe çocukların bilgisayardan kopacakları da yok gibi. Bir ortaokul öğrencisinin yaşamam için hava değil bilgisayar lazım cümlesi işin ciddiyetini acı bir şekilde göstermektedir. Keşke Odabaşı okullara gidip bilgisayarın çocuklar üzerindeki etkisini inceleseydi. Kim bilir belki gidişatı fil dişi kulesinde değil, halka inerek araştırma yaparak çözümler.
Belki bilinenler zihnimizde canlanır diye Milli Eğitim Bakanlık’ının öğrencilere yönelik İnternet kullanırken dikkat edilmesi gerekenleri maddeler halinde aktarıyoruz:
- İnternette kötü niyetli kişiler çocukmuş gibi davranıp sizi yönlendirebilir. Tanışmış olduğunuz kişileri öğretmen ya da ailenize söyleyin
- İnternette düzgün Türkçe kullanmalı, nazik ve saygılı olmalı.
- İnternette sohbet ederken veya mesaj gönderirken adres, telefon numarası, parola gibi kişisel bilgilerinizi ve kredi kartı numaranızı asla vermeyin.
- İnternette öğretmen veya ailenizin gözetiminde gezinin.
- İnternette sohbet ederken kullanacağınız takma adı(nick, name) yaş, cinsiyet konusunda bilgi vermeyecek biçimde seçin.
- Ailenize sormadan internet aracılığıyla hiçbir şey satın almayın.
MEB’in çocuklara yönelik uyarıları aşağı yukarı böyle. Görüleceği gibi MEB gelişmelerin önüne geçemeyeceğini anladığı için olsa gerek gelişmeleri olumlu şekilde kanalize etmeye çalışmaktadır. İkinci bir konu ise İnternet etiğini hazırlayan Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Doç. Dr. Nizami Aktürk, bu alandaki uluslararası etiği Türkçe’ye tercüme ettiklerini ve Türkiye’ye uyarladıklarını belirtmiştir. Bu uyarlamayı yaparken ölçü olarak neyi aldıklarını da izah etselerdi. Kafalardaki birçok soruyu da gidermiş olacaklardı. Neyi merkeze aldıklarını ve toplumumuza ne gibi çözümler ürettiklerini açıklasalar bari…
Değişim altyapısı olmadan gerçekleşmez. Yarınlar için bunun bir an önce hazırlanması gerekmektedir. Yoksa gelecek belirsizlikler arasında kaybolacaktır.

Osman tatlı
www.suskunsinemayazilari.com
[1] DEİ’nin araştırmasına göre Türkiye’de 16-74 yaş gurubundaki 47 milyon kişiden sadece 7.9 milyonu bilgisayar, 6.2 milyonu internet kullanıyor.






















Sevgili Osman Tatlı,
Yıllar önce F.Fellini’nin Amorcort adlı bir filmini anımsadım. Televizyonu ”yamalı kutu” diye imgelemişti. Radyolu devir kapanmış görsel çok seçenekli kanallarda elimizde dijital kumanda, TV karşısında tutsaktık, zamanı tüketirdik, gözlerimiz kızarana kadar.
Bende çok seçenekli ve etkileri bir virüs gibi tesirli internete “çağın vebası” olarak görmekteyim.
Teknoloji doğru kullanılırsa faydalı ama bağımlılık yapan bir narkotik tesiri olan internetle başa çıkmak çok zor.
Aileler bu konuda gerçekten, okullarla, milli eğitimle bir sacayağı oluşturup, eğitilerek çözüm getirilmeli. Aksi halde geleceğin “ruhsuz” robotlarını kendi elimizle geleceğe teslim edeceğiz.
Bu konuda yaşadığım çok olumsuz örneklerim var.
Sizin de konuya parmak bastığınız gibi, internet chat-magazin-oyun ve hatta kumar arenası sanki…
Toplum olarak okumayı unutur olduk.
Geçen hafta havanın bahar kokulu cazibesine kapılıp, üç km-lik sahil kıyı şeridinde yürüyüş yaparken, bir anda kendimi İstanbul-un Kapalıçarşı esnafınına benzer;
“Tanesi bir lira bunlar!…” sesine yönelince gözlerime inanamadım.
Kitaplardı…
Hemde bandrollu ve tanınmış yayın-evlerine aitti her biri…
İçim acıdı…
Ne çok göz nuru…
Ne geceler-gündüze karışmıştı her satırında hece hece, sözcük sözcük, yazarın emekleri, şimdi yerlerdeydi…
Dayanamadım, yaklaştım ve her birini tek tek okşadım, sanki çocuklarımdı…
Alabildiğim kadar aldım…
Benim bile raflarımda okuyamadığım o kadar çok kitap varken, çocuklarımıza, canlarımıza “Haydi kalk o bilgisayarın başından da şu Jack London ve Hayatını oku bir, Küçük Prens’in kapağını dahi açmamışsın, saatlerce internettesin, hem sen ev ödevlerini bitirdin mi bakayım, gibi…”
Dilimizde tüy bitmedi…
Okuldaki veli toplantılarımızda, öğretmenlere, idareye iletsem de dikkate alınmadı, ne şikayetlerim ne de çözüm getirmelerim…Her seferinde;
“Benimde çocuğum sürekli internette, ama sorun bu değil ki, çocuğunuzun içinden gelmeli ders çalışmak…” diye bir de ahkam kesilir, öğütler verilirdi…Evime öfke ve çaresizlik toplayıp dönerdim, her seferinde…
Hem velilerden hem öğretmenlerden bu konuda dertliyim, doğrusu…
Akıl ve ruh sağlığını çok etkileyen internet, düşünmeyi unutturduğu gibi tembelliği ve çekirdek aile birlikteliğine de sekte vurduğu kesin.
Çocuklarımız internet kafelere gitmesin, diye evlerimize daimi konuk ettiğimiz bu dijital oyuncakların; baz istasyonlarından daha fazla beyinde hasar yaptığı kesinleşmiştir.
Elektromanyetik dalgaların kablolu ve kablosuz internetle insan sağlığını olumsuz etkilediği gibi oldukça fazla radyasyonla, beraberinde taşıyan bu dijital oyuncaklar doğru ve sınırlı kullanılmaz ise KANSER ve ŞİZOFREN hastalığına neden olduğunu okuduğumda, daha az zaman tüketmek gerektiğini düşündüm.
Yeri gelmişken bir anımı da yazmadan geçemeyeceğim.
Bursa’dan Balıkesir-e taşınacağım zaman evimizdeki kitaplar yine başıma dert olmuştu. Her taşınmamızda bir kütüphane zenginleşiyordu. 22 büyük koliyi gören taşımacılar sordular, neden ağır diye…
İçlerinde kitap olduğunu anlayınca bir hamal “keşke oğlumun da bu kitapları olsa” diye sözleri çalınınca kulağıma, sordum:
“Oğlun kaçıncı sınıfta?” diye…
Ortaöğretim sonda olan çocuğu ev ödevlerini kitapsızlıktan yapamadığını öğrendim. Evine internet almamış. Alırsa oğlunun oyun oynayıp, kötü alışkanlıklar edineceğini, düşünerek her seferinde vazgeçmiş.
Kendisi okumamış ama çocuğunun okumasını çok arzu eden babaya imrendim. Öyle ya bizim başaramadığımızı, o başarmıştı…
Üşenmedim ve 22 koliyi açmasını, “hangi kitap işine yararsa onu al” dedikten sonraki ruh halimi anlatamam…
İnternetin yetişkinlere de zararlarını saymakla bitiremeyiz.
Davranış bozuklukları, dikkat eksikliği, göz konsantrasyonu bozukluğu, beden ve iskelet sistemindeki duruş bozuklukları ve kireçlenmeler vs…saymakla bitiremeyiz.
Adaletin terazisinde bu konuyla ilgili öyle çok dosya var ki…
Kurtarabilirsek çocuklarımızı, ne mutlu bir toplum oluruz, ne mutlu…Keşke…
Çağın ve teknolojinin vebasından bu gidişle çok zor kurtulmamız…
Değerli Osman Tatlı,
Her göz nurunuz, her emeğinizle bilgilenip, düşünüyoruz…
Ki düşünmeyi de unuttuğumuz şu günlerimizde yazılarınız la aydınlanıyoruz…
Emeğinize sonsuz teşekkürler…
Kaleminiz daim olsun…
Sevgi ve ışıkla