ÖNCE RABBİME SONRA ÜÇ KİŞİYE TEŞEKKÜR BORCUM VAR -Son-
Kas 30, 2009 at 22:17 Kategori: Anı Yazılarınız, Gezi Yazılarınız Yazan: Emine Pisiren
“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”-Nietzche-
Yakalandığım kanser hastalığını geçici de olsa unutturan, bu güzel ve telaşlı günlerim artık çok geride kaldı, ama anılarımızdan asla silinmeyecek, kareleri de hafızalarımızda bıraktı.
Sayıları 60’ı bulan gönül dostlarım, sanal dünyadan reel dünyada buluşmanın keyfini yaşamışlardı. Senelerdir kalem dostluğu yapmış olduğumuz dost yürekler birbirleri ile dostluk köprüsü oluşturmuştu.
Herkes kendi şehrine gidip, ben kendi hastalığımla baş başa kaldığımda bir gerçeği de yazmadan geçemeyeceğim.
Haftada bir aşı olmak için Edremit Devlet Hastanesine gidiyordum. Doktorum aşılarımı, mesaneme serumla birlikte veriyordu. Verilen ilaç idrar kesemde iki saat kalıyordu. Sonrası çok sancılı geçiyordu; ertesi güne kadar sık sık tuvalete taşınıyor, kanamalı ve ağrılı idrar yapıyordum. Doktorum bu durumun normal olduğunu, aşının fayda ettiğini, söylemesi beni ve eşimi rahatlatıyordu.
Eşim, etkinlik boyunca yanımdan hiç ayrılmayıp, destek olduğu gibi, alternatif tedavisinde kullandığım extratları da günde dört öğün bana içirmişti.
Asıl beni yaşatan ve yaşamda tutan eşimin bu gayretleri olmuştu. Onun yaşlı gözlerini ve” gizli gizli” Allah ile konuşmalarına sessiz bir tanıktım. Otuz yıllık hayat arkadaşım, benim “ölmemem” için çırpınıp durmaktaydı.
Alternatif bitki şurup ve haplarını onu kırmamak adına içmeye başladım.
Bir şişe bitmiş, ikinci şişeye başladığımda ilacın tadını değişik bulunca, hemen şişenin üzerinde yazılı telefon numarasını çevirdim. Telefona çıkan sekreterden yetkili kişiyle görüşmek istediğimi ilettim.
Bir süre sonra bir erkek sesi ahizeden duyuldu:
“Buyurun, ne istemiştiniz?”
“Yetkili kişiyi” demiştim.
“Evet, benim. Yetkili kişi ile görüşüyorsunuz, konu neydi?”
“Pardon adınız nedir?”
“Faruk Durukan”
“Siz kimsiniz Faruk Bey?”
“Adımı google yazınca kim olduğumu görürsünüz, ben kimle görüşüyorum hanımefendi?”
Ukalaca bir yanıt aldığımı sanmıştım o zaman.
Gülümsedim bu tavıra;
“Benim adım da Emine Pişiren, googl’a benim adımı da yazınca kim olduğum çıkar beyefendi?” demiştim.
O bu sözlerime aldırmamış göründü;
“Peki, Emine Hanım, konu neydi?”
Derdimi anlatmıştım. Önce gergin geçen konuşma, hastalığımı öğrendikten sonra Faruk Bey, sesini yumuşatmış ve adresimi istemişti. Alternatif ilaçların mucidiydi telefondaki ses.
Ertesi gün buluşmak üzere sözleştik ve telefonu kapadım.
Kanserle savaşıyordum. Yaşamak için her devaya koşuyordum…
Üç ay sonra tetkikler yeniden yapılacak ve beni kurtaran Dr. Süleyman Özer Beye ne kadar teşekkür etsem azdı. O şimdiye kadar bine yakın aynı ameliyatı başarıyla gerçekleştirmiş ve benimkinde de elini çabuk tutmuştu. Kanseri başındayken yakalayıp, kurtulmuştum. Ama içimde olan bir kuşku da vardı:
“Ya, kanser hücreleri diğer dokulara sıçramışsa!..”
Bu düşünceler aklıma geldiğinde bir sinek gibi savıyor kendimi şiire, öyküye ve yazım alanına veriyordum. İyinin ve kötünün ötesinde kalmak istiyordum. Ben bu düşünce dumanları içindeyken yine beğendiğim bir bilge Nietzche adeta kulağıma fısıldamıştı.
“Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.”
“Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır.”
“Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”
Bu sözler ruhumda duş tesiri yapmıştı. Bir şeyi ümitle beklemek, hele ki belirsizlik içinde ümit etmek, gerçekten bana işkence çektiriyordu ruhuma.Yüksek sesle kendime teselli verdim.
“Amann!.. Atın ölümü arpadan olsun, alt tarafı gelecek olan bir ölüm, neden yaşayabileceğim günleri onu düşünerek öldüreyim?”
Üç ay göz açıp kapanıncaya kadar geçmişti. Doktorum ameliyathane de yeniden incelemeyi bilgisayarlı ortamda, mesaneme ışıklı bir alet sokarak inceledi, bana da gösterdi ve müjdeyi verdi:
“Hadi gözünüz aydın Emine Hanım, artık iyileştiniz. Bundan sonra her altı ayda bir kontrolleriniz var, sakın ihmal etmeyin ve sigaradan uzak durun…”
Ona ne kadar teşekkür etsem azdı.
Küçük bir hastanede, kırsal bir bölgede adı basında geçmeyen bir doktora hayatımı teslim etmiştim. O da maharetli elleriyle ameliyat etmiş ve beni kurtarmıştı. Önce Rabbime sonra da üç kişiye TEŞEKKÜR borçlanmıştım.
Rabbime, bana yeniden hayat verdiği için…
Sonra eşime, beni yaşama teşvik ettiği için…
Sonra Dr. Süleyman Bey’e, beni ameliyat edip kurtardığı için…
Daha sonra da bilim adamı Faruk Durukan’a, bana alternatif tedaviler sunup, maddi manevi yaşam desteği verdiği için…
Teşekkür ederim ALLAH’IM…
Teşekkür ederim CANIM EŞİM…
Teşekkür ederim Dr. SÜLEYMAN BEY…
Teşekkür ederim FARUK DURUKAN…
Emine Pişiren/Bursa/23.11.2009






















Yarınların insan hayatına neleri getireceğini hiç kimse bilemez.İşte yaşanmış bir örnek.Hiç tanımayıp bilmediğin insanlar sana neler vermişler.Her şeyden önce sağlığına kavuşmana vesile olmuşlar.Demeki insanların birbirlerine yardım etmesi için illaki kan bağı olacak diye bir şart yoktur.”EL ELİ YUR ELLERDE DÖNER YÜZÜ YURLAR”Senin yüreğinin güzel olması adam gibi adamların gözünden kaçmamış.İnşallah bundan sonra hayatını sağlık ve mutlulukla geçirirsin.İnsanlığın dibe vurduğu şu günlerde güzel insanlara bu toplumun çok ihtiyaç var.Bu güzel insanlardan biriside sensin DOSTUM.
Teşekkür ederim ALLAH’IM…
Teşekkür ederim CANIM EŞİM…
Teşekkür ederim Dr. SÜLEYMAN BEY…
Teşekkür ederim FARUK DURUKAN…
Çok değerli Emine Pişiren Hanımefendi etkili dil sanatı ile vefa dolu paylaşımınızı baştan sona takip ettim ve okudum.
Serinin başında ki yorumumda, yazdığım paylaşımımda; Daha detaylı bir yorum yazmak için serinin sonunu bekleyeceğim demiştim. Ama şu an susma hakkımı kullanıyorum. Dört kişiye teşekkür borcu olan siz değerli yazarımın dördüncü kişinin kim olduğunu çözemedim. Ama siz icraatınızla o kadar çok gönül dostuna teşekkür etmişsiniz ki bu da dikkatimden kaçmadı.
Yürekten, gerçekten yürekten olan gönlünüzde, her istediğinizin gerçekleşmesi dileğiyle, Cesur yaşam savaşınızda hayatın cesurları sevdiğini, cesur yüreğinizle gerek aile içinde, gerek sağlık setinde, gerekse etkinliklerinizde mücadele azminizdeki Savaşçı ruhunuza, yürekten tebrik eder dördüncü kişi olarak bahsettiğiniz kişiyi merakla beklemekteyim. Bilinçaltı dirençlerimin özrü ile cevabınızı bekliyor sevgiler saygılar sunuyorum.
Mehmet Kahvecioğlu
Sevgili dost yürek.Çok çok büyük geçmiş olsun.Sizden hemen sonra yaklaşık elli yıllık dostum olan bir arkadaşımın da Akçiğer kanserine yakalanmış olduğunu ve illetin çok çok ilerlemiş olduğunu öğrendim.
Tabii ki yıkılıyor insan ama asıl çeken bilir.Onun için o ruh
halini anlayamaz kimse.
Adaşım Allahı kişileştirdiğinizi ima ediyor kendince haklı tabii.Ona da şunu söylemek isterim.
İnsanın bazen tanrının bir parçası olduğunu hatta onu kendimiz gibi kişileştirdiğimizi yaşadığımız anlar vardır.
Bu özellikle ya ölüme çok yaklaştığımız andır.Yada
dualarımızın kabul edildiğini gördüğümüz andır .
Bunu Uçağımızın hava boşluğuna yakalanıp yüksek gerilim hatlarına kadar düşmesi ve yüksek gerilim hattına
çarpıp tekrar yükselmemiz va hava alanına indiğimiz zaman uçağımızın arkasında neredeyse bileğim kalınlığında ve bin binbeşyüz metre uzunluğundaki telleri
gördüğüm zaman aylarca yaşamıştım.
Onun için Mehmet kahvecioğlu adaşım’a derim ki bazı anlarda insanlar Vahdeti vucuta ererler .ve o zaman Cenabı Allahın bir Mehmetten bir Aliden Bir Emineden farkı yok olur.Tabii dışarıdan bakan için çok acayip bir durumdur bu.
Bu tür bir anlatımda kasıt yoktur.Öküz altında buzağı aramanın anlamıda yoktur.
Sevgili Mehmet dost’a son sözüm:Hiç kimseyi kendi dünya görüşünüz çerçevesinde terbiye etmeğe rencide etmeğe hakkınızın olup olmadığını bir kez daha düşünmesidir.
Umarım kimseyi kırmamışımdır.Tüm dostlara saygılarımla.
Can Dostlarım,
Öncelikle anı yazımı, baştan sona sabırla okuduğunuz için sonsuz teşekkürlerimi iletirim.
Sizlere baştan beri hep şu cümleyi kullandım.
“Yorumlarınız benim için çok önemli!”
Neden önemli?
Çünkü, yazarın yazdığı konuda gözden kaçırdığı küçük bir detay o yazının temasını ya güçlendirir ya zayıflatır.
Bunu en iyi fark eden, okurdur. Ama nasıl bir okur?
Sevgili Mehmet Kahvecioğlu haklı olarak benim de üzerinde bir süredir düşündüğüm bir “yazı başlığı” na dikkatimi çeldi.
İşte bu nedenle, anı yazımın başlığını değiştireceğim ve Mehmet Kahvecioğlu’nun bu eksiğime dokunan gözlerine ve yüreğine sağlık olsun…
Sevgili Mehmet Seviş, Can Dostum,
Arkadaşınıza acil şifalar diliyorum. Benim kullandığım bitkisel extrat; ilerlemiş beyin kanseri ve akciğer kanserine yakalanmış bir hastayı yaşatmış ve o kişi şimdi hayatın içinde…
Ben bunu duyduktan eşimin bana zorla içirdiği acı extratlara daha çok güvenerek içtim ve sağlığıma kavuştum.
Elimde ciddi “kanser teşhisi” raporları olmasa ben bile inanamayacağım “nasıl ve ne zaman bu illet bedenime geldi?” diye…
Varlığınıza ve yorumlarınıza tekrar tekrar teşekkür ederim.
Sevgi ve ışıkla…
Evet baştan sona a safhalarını bir kez de yazılı olarak dinlediğimiz hazin öykü, mutlu sonla sona ermiş olsun.Gelmiş, geçmiş, gitmiş olsun.” Sağlık vatana benzer, değeri kaybedilince anlaşılır. ”
Alah beterinden saklasın, sevdiklerinize bağışlasın sizi, esen kalınız sağlıcakla…
güzel bir yüreğin dolu hislenişlerini okudum
güzel düşünen güzel gören herşeye rağmen hayata sımsıkı bağlanan
ve bunu dostlarından aldığını söyleyecek kadar ,mütevazilik gösteren.. adını henüz koyamadığım
bir sevda masalını okudum
müneccim değilim ama demiştim herşey çok güzel olacak
ruh his kıprışım ne güzel birşey..
herşey dahada ,çok dahada güzel olacak ,
güzel dost
iyi dost
sizede bu yakışır
geçmiş olsun..
Sevgili dost yürek. Çok çok büyük geçmiş olsun.Sizden hemen sonra yaklaşık elli yıllık dostum olan bir arkadaşımın da Akçiğer kanserine yakalanmış olduğunu ve illetin çok çok ilerlemiş olduğunu öğrendim.
Tabii ki yıkılıyor insan ama asıl çeken bilir.Onun için o ruh
halini anlayamaz kimse.
Adaşım Allahı kişileştirdiğinizi ima ediyor kendince haklı tabii.Ona da şunu söylemek isterim.
İnsanın bazen tanrının bir parçası olduğunu hatta onu kendimiz gibi kişileştirdiğimizi yaşadığımız anlar vardır.
Bu özellikle ya ölüme çok yaklaştığımız andır.Yada
dualarımızın kabul edildiğini gördüğümüz andır .
Bunu Uçağımızın hava boşluğuna yakalanıp yüksek gerilim hatlarına kadar düşmesi ve yüksek gerilim hattına
çarpıp tekrar yükselmemiz va hava alanına indiğimiz zaman uçağımızın arkasında neredeyse bileğim kalınlığında ve bin binbeşyüz metre uzunluğundaki telleri
gördüğüm zaman aylarca yaşamıştım.
Onun için Mehmet kahvecioğlu adaşım’a derim ki bazı anlarda insanlar Vahdeti vucuta ererler .ve o zaman Cenabı Allahın bir Mehmetten bir Aliden Bir Emineden farkı yok olur.Tabii dışarıdan bakan için çok acayip bir durumdur bu.
Bu tür bir anlatımda kasıt yoktur.Öküz altında buzağı aramanın anlamıda yoktur.
Sevgili Mehmet dost’a son sözüm:Hiç kimseyi kendi dünya görüşünüz çerçevesinde terbiye etmeğe rencide etmeğe hakkınızın olup olmadığını bir kez daha düşünmesidir.
Umarım kimseyi kırmamışımdır.Tüm dostlara saygılarımla.
Mehmet Bey’in çok sevgili şairimin yorumunu yeni okuyabildim. Kendisine çok teşekkür ederim. Üstadım güzel insan, değerli büyüğüm her şey çok güzel düşünceleriniz, eserleriniz, öğretici yorumunuz da ama değerli ağabeyciğim…
Sevgili Mehmet dost’a son sözüm: Hiç kimseyi kendi dünya görüşünüz çerçevesinde terbiye etmeğe rencide etmeğe hakkınızın olup olmadığını bir kez daha düşünmesidir.
Bu görüşünüze ne diyebilirim ki demek ki hata bende ben size kendimi bu şekilde tanıtmışım. Sizden çok ama çok özür dilerim. Paylaşımlarımda ve yorumlarımda daha dikkatli olma sözünü veriyor, sevgilerimi saygılarımı saygın ve benim için çok değerli şahsınıza en içten kalbi duygularımla iletiyorum efendim. Esen Kalın
Mehmet Kahvecioğlu
İşte olayın başından beri bildiğim ama henüz elini sıkıp yanacığından öpemediğim ve görmeden sevdiğim bu kocaman yürekli şair Ve yazar. Duyduğumda yıkıldığım insanlardan biri oldu o kötü haber, ama biliyordum yenecek yenilmeyecekti. Öylesine enerji vardı ki beyninde bunu başkalarına da cömertçe dağıtıyordu bunlardan bir tanesi de benim. Hiç tanımadığı birini evinde yaıracak kadar kalbi güzel bir insan kaç kişi vardır bu zamanda. İşte böyle güzel bir yüreğe sahip insana Allah bile kıyamadı ve bizlere bağışladı. Canım daha çok işin var kimbilir kimlere iyilik yapacak kaç kişiye yol gösrereceksin. Ben söylemek istediklerimi dile getiremeyecek kadar söz fakiriyim ama sen anlarsın beni. Sen dediğim için kusura bakma ben seni çok olarak değil tek olarak gördüğüm için bu sözü kullandım. Yüzünü görmesem de yüreğini gördüm kırk yılda bir kullandığım altıncı hissimle. Seni seviyorum o kocaman sevgi dolu yüreğinle. Geçmişte yaptığın o güzellikler içimde kalsın reklam yapmayacağım. Hep böyle sıhhatle sevgiyle, gülen yüzün hiç solmasın. Geçmiş olsun benim can dostum….