MUTLULUK VE MUTSUZLUK
Eki 31, 2009 at 19:27 Kategori: Alıntı Eserler, Felsefe Yazan: Tunç Pişiren

MUTLULUK VE MUTSUZLUK
Son zamanlarda sık sık kendime söylediğim bir söz: “Mutsuzluk ahlâksızlıktır.” ahlâk yaşamının hedefi mutluluktur; mutluluk ahlâkına göre yaşamalıyız anlamında söylemiyorum bu sözü. “Mutluluk”, “mutsuzluk” kavramlarından, çağımız insanının çoğunlukla anladığını anlamıyorum. Bu kavramların farklı yorumlarına gerek duyduğumuzu düşünüyorum.
Akıllı mutsuz, salak mutlu mu olur?
Alışılagelmiş bakışla, düşünen, araştıran, soruşturan, eleştiren insanın mutsuz olması gerektiğine inanılır. Dünyadaki gidişe “aklı eren” insan, oradaki akıldışı akışı, haksızlığı, sömürüyü, acıyı, iletişimsizliği, kısacası dünyadaki cehennemi görür ve mutsuz olur. Aydın mutsuzdur; gördüğü karşısında; gördüğünü düzeltmeye çabalamasındaki yetersizliği karşısında. Düşününce mutsuz olur insan; bir anlamda nasıl düştüğünü görmüştür, kendinin ve insanlığın. “Düşünüyorum: O halde mutsuzum” der. Mutsuzluk dünyayı değiştirmenin bir gerekçesi olur; yalnız gerekçesi değil, itici gücü, enerjisi. Mutsuzlar, dünyaya isyan edip, dünyayı değiştirmeye, dönüştürmeye çabalayacaklardır. Mutsuzluk, uyumamanın, uyanıklığın, isyanın, eleştirinin bir itici gücüdür. Mutsuz, bilinçlidir, bilgilidir, asidir.
Oysa, mutlu, tam bir salaktır. Düşünme gücünden yoksun, bilgisiz olduğu için mutludur. Aydın mutlu olamaz; o denli çok kaygısı; içinden bir türlü çıkamadığı kendisine, düzene, düzenin değiştirilmesine ait sıkıntıları vardır ki, mutlu olması olanaksızdır. Boş kafalı, yaşamayı yüzeyden alan, sorumsuz, bencil insanlar mutluyum diye dolaşırlar. Ne kadar kapsamlı, ne kadar derin düşünürseniz o kadar mutsuz olursunuz.
İşte yukarıda mutluluk ve mutsuzlukla ilgili saptamalara karşı çıkıyorum. “Akıllı mutsuz, salak mutlu” savının yaşama beceriksizliklerinin bir avuntusu olabileceğini düşünüyorum. Mutsuzluk görüntüsünün, saplantısının ya da avuntusunun “gerçekle” yüzleşmekten bir kaçış olduğunu düşünüyorum.
Mutluluk bilinç ve yürek işidir.
Dünyada bir zulüm, haksızlık, sömürü düzeni olduğu bana açık geliyor. Mutsuz olmamız, kahır çekmemiz için ne çok sebebimiz var! Olup bitenin, acı verici durumu karşısında mutsuz olmak daha insana yakışan bir şey değil midir? Değildir! Mutlu olmak, insan olma sorumluluğu taşıyan herkesin bir sorumluluğudur. Burada, “şişe yarıya kadar dolu” demiş mi oluyoruz, “yarısı boş olan şişe”ye? Mutlu olma bir çeşit aldanma sonucu mu elde edilecektir? Avunma, aldanma, görmezlikten gelme, sorunlardan kaçma yoluyla “mutluluk oyunu” oynamaktan söz etmiyorum.
Aldanma sonucu “mutluluk” sözde mutluluktur. Mutluluk bir bilgi işidir: Fark etme, ayırt etme, yargılama; düşünebilme işidir! Dürüstlükle başarılır.
İnsanın ardında olduğunu söylediği mutluluğun, sorunlardan, acılardan, kaygılardan azade bir ruh haliyle yaşanması gerekmez. Gerçekle yüz yüze, onun sorunlarıyla içice olduğunuz halde mutlu olabilirsiniz.
Önce şu soru: Neden ardındayız mutluluğun? Gerçekçi olduğumuz, gerçeği anlamaya, yorumlamaya, sorunlarıyla baş etmeye çabalamak için. Araştırmak için. Mutsuzdan araştırmacı olmaz. Mutsuzdan devrimci olmaz. Mutsuzdan başkaldırı, umut, düş bekleyemezsiniz!
Karşı çıkışları duyuyorum: Mutsuz bilenmiştir, ödün vermez, kavgaya, savaşa, mücadeleye, zulüm görmeye hazırdır. Kelle koltuğunda yürür mutsuz. Mutlu, yitirmek istemediği mutluluğu için korkaktır, ödünler verir; dünyadan hoşnuttur, merak etmez, öğrenmez, kendini aşmak istemez.
İşte tam da bu noktada karşı çıkışlara karşı çıkıyorum! Böyle salak, böyle eblek, böyle sorumsuzdan mutlu insan çıkmaz! Mutluluk bir bilinç işidir, yalnız bilinçli olmakla kazanılmaz mutluluk, yürek işidir aynı zamanda. Mutluluk, uyuşukluk, tembellik, atâlet değildir. Hamarat ruhların işidir. Acı çeken, acı çekmiş, duyarlı insanların. Mutluluk bir haz hali değildir. Acı yokluğu hiç değil!
Mutsuzluk yaşama beceriksizliğidir.
Mutluluk iç ve dış özgürlüğe kavuşabilmede bir dönüm noktasıdır. İç dünyamızın, düşünce ve duygu dünyamızın bağımsızlığı, insanlarla kurduğumuz ikili ilişkilerin, toplumsal ilişkilerin özgürleşebilmesinde katkısı olan bir güçtür. Kendimizi ve dünyayı değiştirebilme gücü. Telos’umuza, hedefimize, amaçlarımıza, düşlerimize, ütopyamıza bizi ulaştırabilme gücü. Bu gücü anlayamamak, bu güce bigâne kalmak elbette sorumsuzluktur. Güzel, hakça bir dünya için çalışmamak demektir. Elbette ahlâksızlıktır.
Mutsuzluk kendimizle yüzleşebilme cesareti için gereklidir. Gerçekle, dışımızdaki ve içimizdeki gerçekle, tarihle, kültürle karşılaşabilmek için. Yılgınlığı, tembelliği, kolaycılığı yenebilmek için. Mutlu insan, iç dünyasında gezebilen, içinde kolayca dolaşabilen; kendini tanımaktan ürkmeyen özerk bir insandır. Mutlu, gerçekliğin karşısına çıkardığı sorunlarla karşılaşabilme gücü taşır.
Mutlu, kendini, gerçekliği yaşamaya hazırdır: Elbette öteki insanlarla birlikte. Mutlu, birlikte yaşamaya, paylaşmaya açar kendini. Mutluluk, yaşamaya hazır olmadır: Geçmişi üstlenip, eleştirip, eleyip, yorumlayıp, geleceğe doğru yürüyebilme durumudur. Tek başına mutlu olunmaz; birlikte olunur. Paylaşmayla olunur. Ortalık güllük, gülistanlık olduğu için değil; savaşta, kavgada, kuşkuda, zulüm görmede de mutlu olunur.
Mutlu, duygularını, aklını, bedenini bir bütün halinde yaşar. Duygu ve aklıyla iletişime geçer; onları tanır. Bedeninden gelen enerjiye haberlere, uyarılara açıktır.
Mutlu, dinlemeye, anlamaya, söyleşmeye hazırdır: Kendiyle ve öteki insanlarla. Taktik uygulayan; insanları sınıflandırıp, damgalayan, denetleyip, elinin altından bırakmayan, mutlu olamaz. Mutluluk umut; mutluluk, içimdeki “daha var” diyen sestir.
Mutlu, kendini “aşmak”, öğrenmek, üretmek ister. Mutluluk, olanaklarını gerçekleştirmeye çalışmada yatar. Mutsuz, olanaklarını keşfetse de, gerçekleştiremeyendir. Mutsuzluk, insanın yaşama beceriksizliğidir. Kendini gerçekleştiremeyen, düş kuramayan, görüşlerini açık açık dile getiremeyenden mutlu olmaz.

Mutlu insan dünyayı değiştirecek insandır.
Mutluluk, edilgenlik demek değildir. Tembellik hiç değil. Mutluluğun, dünyanın sonu olduğunu söyleyen masallarla kültürümüze geçtiğini görüyoruz. Mutluluk, öykülerin, romanların, filmlerin sonunda yer alabiliyor. Sonlara tıkılmış bir yaşam biçimi değildir oysa; somut yaşam alanında ortaya çıkıyor. Mutlu insan dünyayı değiştirecek insandır:Yaşamaya, kavgaya, düşünmeye, üretmeye hazır bir insandır.
Mutluluk bir haz hali değildir. Bir karakterdir. Mutlu insan bu ahlâki karakteriyle, başına gelmiş ve gelecek olanları yaşar. Mutlu insan, zulüm çekmiş, işkence görmüş biri de olabilir. Mutlu insan yerinde duramaz, etkindir; sorumludur: Mutlu insanlardan söz ediyorum. Dünyaya bir bakış biçimi, bir yaşam biçimi oluveren mutluluk, ağır bir sorumluluk taşır. Çünkü, mutluluk “hazır olma” durumudur; mutlu insan, gerçekleştireceği tasarılarının altında ezilmez.
Gelip geçici bir hâl değil de bir karakter oluveren mutluluk, bize yaşam boyu destek oluverecek bir güçtür.
Yanılır mıyız mutluluk konusunda? Zaman zaman. Neyin mutluluk, neyin mutsuzluk olduğunu anlamak, hangilerinin mutluluk karakterine (ahlâk karakteridir!) uygun olduğunu önceden söyleyebilmenin zorlukları var. Bize mutluluk gibi görünen, öteki insanların mutsuzluğu olabilir. Oysa, dünyadaki sorunları ele almanın, tavır koymanın, gerçekliğe yönelmenin, kimi eylemlerin çekirdeğini taşıyan bizim karakterimizdir. Karakterimiz mutluluk karakteri ise gelip geçici mutsuzluklarımızı görmezden geliriz, onları simyacı gibi mutluluğa dönüştürmeye çalışırız.
Siz kendinizi “mutlu”, “karakterli” biri olarak görüyorsanız; kendinizle barışık, geleceğe ilişkin tasarımlar taşıyan bu karakterinizle dünyanın zorluklarıyla baş etmeyi biliyorsunuz demektir.
Bu yazıyı elbette kendini sorgulayan bir mutsuz, bir ahlâksız yazdı.
Prof. Dr. Ahmet İnam
ODTÜ Felsefe Bölümü Başkanı






















Çok Şaşırdım bu güzel paylaşımı görünce ben hocamın ismini öğretim üyesi abim Doçent.Dr. Recep Kahvecioğlu’ndan duymuştum bu güzel paylaşımı okumakla birlikte Prof. DR. Ahmet İNAM’I da tanımalıyız diye düşünüyorum. Saygılarımla…
Mehmet Kahvecioğlu
Özgeçmiş
1947 Sandıklı doğumlu. 1971′de ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümünü bitirdi. 1972′de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne doktora öğrencisi olarak girdi. Bu yıldan itibaren, doktora tezini verinceye dek, aynı fakültede Latince ve Eski Yunanca derslerini izledi. 1980 yılında, yardımcı dalı Eski Yunan Edebiyatı, Ana dalı Sistematik Felsefe ve Mantık olmak üzere, doktora sınavlarını pekiyi derece ile verdi. Doktora tezi: “Edmund Husserl’de Mantığın Yeri”.
29.9.1980′de Beşeri Bilimler Bölümüne asistan olarak girdi. Aynı bölümde sırasıyla, 5.11.1980′de öğretim görevlisi, 15.7.1981′de yardımcı doçent ve 21.10.1983′de Sistematik Felsefe ve Mantık Ana Bilim Dalında doçent oldu. Nisan 1989′da profesörlüğe atandı. 16 Mayıs 1994-5 Haziran 2000 tarihleri arasında Felsefe Bölüm Başkanlığı yapmıştır.
1987-1992 yılları arasında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde Lisans ve Yüksek Lisans dersleri, 1982-1991 yılları arasında Ankara Üniversitesi D.T.C.F., Felsefe bölümünde dersler ve 1992-1993 yılları arasında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler’de doktora dersleri vermiştir. 1995-1998 yılları arasında Gazi Üniversitesi’nde dersler vermiştir.
Haziran 2003 tarihinde başladığı ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanlığı görevini halen sürdürmektedir.
Mantık, bilim felsefesi, bilgi teorisi başta olmak üzere, felsefe tarihi, kültür felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Amacı, çağımızdaki insanı, bilim, sanat, din ve kültür etkinlikleri içinde kavramaya çalışmak.
İngilizce’nin yanında, Almanca, Fransızca, Latince ve Eski Yunanca’dan okumalar yapabiliyor.
Evli ve bir çocuk babasıdır.
Önceki yıllarda Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı’nın şiir ödülü Seçici Kurul ve Elektrik Mühendisliği Dergisi yayın kurulu üyeliği yapmıştır. Halen Kitle İletişim Dergisi, Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik dergisi, Doğu Batı Dergisi, Dini Araştırmalar Dergisi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Bilimname Dergisi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi yayın danışmanlığı yapmaktadır Ayrıca Felsefe Dünyası Dergisi yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktadır. Bunlarla birlikte Jahrbuch der Internationalen Schoupenhauer-Vereinigung, İslami Araştırmalar Dergisi yazı kurulu, TÜBITAK Bilim ve Teknik Dergisi Yayın Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı Danışma ve Yayın Kurulu, Milli Eğitim Dergisi Yayın Kurulu ve Kültür Bakanlığı Araştırma ve İnceleme Eserleri Yayın Danışma Kurulu üyesidir.
2003 yılında Yeditepe Felsefe, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Bilimname, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi için, 2004 yılında Erdem Dergisi, Felsefe Dünyası, Yeditepede Felsefe, Milli Eğitim Dergisi, Eğitim Bilim Toplum Dergisi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ve Felsefe Tartışmaları için, 2005 yılında Bilimname Dergisi, Felsefe Tartışmaları, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, Bilim Eğitim Toplum, editepede Felsefe, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ve Türkiye’de Düşünce Yayımları Kaynakçası için hakemlik yapmıştır.
Mart 2002 tarihinde “TUBA Bilgi Toplumuna Geçiş” konferansını ve Eylül 2003 tarhinde ise İstanbul Kültür Üniversitesinde Mantık Matematik ve Felsefe I.Ulusal Sempozyumunu düzenlemiştir.
Ocak 2003 ve Şubat 2004 tarihlerinde “Üniversitede Öğrenci-Öğretmen ilişkileri” konulu seminerler vermiştir.
2004 yılında TÜBİTAK AR-GE Eşgüdüm Daire Başkanlığı Bilimsel Toplantı Danışmanlığı yapmıştır.
2007 yılında,
Mantık ve Felsefe V. Ulusal Sempozyumu Bilim Kurulu Üyeliği yapmıştır. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi yayın danışmanlığı, Dini Araştırmalar Dergisi bilimsel danışma kuruluğu üyeliği, Milli Eğitim Dergisi Yayın Kurulu üyeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Yayınları Danışma ve Yayın Kurulu üyeliği, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi danışma kurulu üyeliği, Emo Ankara Şubesi danışma kurulu üyeliği, İslami Araştırmalar Yazı Kurulu üyeliği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi yayın danışmanlığı, Felsefe Dünyası dergisi baş editörlüğü, Doğu Batı Dergisi yayın danışmanlığı ve İzmir Karaburun “Bilim ve İktidar” kongresi bilim kurulu üyeliği yapmıştır.
Ayrıca Hacattepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Felsefe Dünyası, Eğitim Dergisi, TED Bilim Dergisi, Karaburun Bilim Kongresi, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 100.Yıl Sosyal Bilimler Dergisi ve Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi için hakemlik yapmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Parlar Vakfı 1995-1996 Yılı En İyi Eğitimci Ödülü,
ODTÜ’de verilen 2000 yılı Üstün Akademik Başarı Ödülü (1. Grup),
1999-2001 yılı Üstün Akademik Başarı Ödülü,
Türkiye Yazarlar Birliği 2003 yılı Yılın Fikiradamı ve Sanatçıları, Edebi Tenkit ödülü,
2008 Yılında, Ankara Kocatepe Rotary Kulubü 2009 Yılı Rotary International Meslek Ödülü ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi Kristal Lâle Yılın Felsefecisi Ödülü almıştır.
Uluslararası Schopenhauer Derneği ile Michael Polanyi Derneği, Türkiye Felsefe Kurumu üyesi ve Türk Felsefe Derneği Başkan Yardımcısıdır.